ORTA ÇAĞ İSLAM DÜNYASINDA İZ BIRAKAN KADINLAR

Esra Özlük

Orta Çağ, Hem Doğu’da hem de Batı’da toplumsal dönüşümün başladığı bir zaman dilimidir. Bu dönemde Doğu-Batı etkileşimi ile birlikte gerek kadın erkek ilişkilerinde gerekse de kadınların konumlarındaki değişimlerden dolayı çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Kadın konusu da bu durumdan bağımsız değildir. Hz. Muhammed döneminden başlayarak Emeviler, Abbasiler, Endülüs Emevileri, Selçuklular, Fatımiler, Eyyubiler ve Memlükler gibi İslam tarihinin önemli devrelerinde iz bırakmış kadınların izini sürmek, zor ve bir o kadar da önemli bir meseledir. Orta Çağ İslam dünyasında iz bırakan Müslüman kadının izini sürmek, tarihsel süreç içerisinde kadının geçirdiği değişimi izlemek ve kadının dünden bugüne geçirmiş olduğu aşamaları anlamak açısından da önemli ve gereklidir.

Yetenekleri ve aldıkları eğitim sonucu görünür olmayı başarmış olan kadınlar hakkında da, mevcut tarih eserlerinde çok fazla yer bulamamıştır. Ancak tüm bu sıkıntılara rağmen kadın, Orta Çağ’da bir iz bırakmıştır. Orta Çağ İslam dünyasında kadınlar; tıptan tarihe, edebiyattan müziğe, yazarlıktan öğretmenliğe, mimariden siyasete kadar birçok alanda varlık göstermiş ve iz bırakmışlardır. Bu izi bırakan kadınların ve bıraktıkları izlerin, yani eserlerin bilinmesi kadının durumunu, konumunu ve gelişme sürecini gözlemlemek açısından önem arz etmektedir.

GÖK BİLİMCİ
Bibi Müneccime
Astronomi (Gök Bilim) ve astroloji (yıldız falcılığı) ilk medeniyetlerden itibaren revaçta olan iki bilim dalı olmasına rağmen İslam toplumunda Abbasilere kadar bu ilimlerden çok fazla söz edilmemektedir. “İlm el-hey’et”, “ilm en-nücüm” ya da “ilm el-felek” olarak bilinen astronomi, Abbasilerle birlikte Müslümanlar arasında yaygınlık kazanmaya başlamış ve bu alanda ilmi çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Arapların bu ilme çok büyük katkıları olduğunu söylemek güç olsa da, bu alanda çalışmaktan hiç vazgeçmedikleri söylenebilir. Bu alanda çalışmış ünlü bilim kadınlarının da sayısı fazladır. Hatta Türkiye Selçukluları döneminde, saraylarda yıldızların hareketlerini izleyerek gelecek hakkında öngörülerde bulunan müneccimler bulunmaktaydı. Bunlar arasında en dikkat çekenlerden biri, Bibi Müneccime’dir. Bibi Münecime, Nişaburlu bir yıldız bilimcidir. Babası Kemalettin Simnani, Nişabur Şafiilerinin lideridir. Anne tarafından meşhur fakih Muhammed bin Yahya’nın torunudur. Bibi, müneccimlik sanatını büyük babasından öğrendi. Bibi Müneccime, yıldız bilimine hâkimdir ve bu alanda bilgin sayılmaktadır. Ayrıca yıldız falı konusunda da bilgi sahibi olduğu için kendisine Bibi Müneccime adı verilmiştir.
Bibi Müneccime, hicri 631/miladi 1233 yılında Türkiye Selçuklu Devleti ile Eyyubiler arasında gerçekleşen savaş sırasında Sultan Birinci Alaeddin Keykubad’ın yanı başında bulunmuş, savaşın zaferle sonuçlanacağını belirtmiş, zaferin saatini öngörmüş ve kehanet gerçekleşmiştir. Savaş sonunda Harput Kalesi, Eyyubilerden alınmıştır. Bunun üzerine çok sevinen Sultan Birinci Alaeddin Keykubat Bibi Müneccime’ye kaftan vermiş ve hediye olarak çok sayıda mal bahşetmiştir. Hükümdarın “dile benden ne dilersen” buyruğu üzerine Bibi Müneccime, Sultan Birinci Alaeddin Keykubat’tan eşi Mecdüddin Muhammed Tercümân’ı saltanat divanı kâtipliği görevine getirmesi talep etmiş, Sultan da bu isteği yerine getirmiştir.
Ayrıca Bibi Müneccime, neredeyse XVI. yüzyıla kadar Türk Edebiyatında bilinen tek şair kadın olma özelliği de göstermektedir.
MÜDERRİS
Fatıma el-Fihri
Fatıma el-Fihri, Fakih Ebu Abdullah Muhammed b. Abdullah el-Fihri’nin kızıdır. Babası, I. Yahya b. Muhammed döneminde Kayrevan’da hâkim olan Şii yönetimden kaçarak Fas’a sığınmıştır. Fas şehrinde camilerin halk için yeterli olmadığını gören Fatıma el-Fihri, Fas’ta kendi adına bir cami inşa ettirdi. Mağrib’in en tanınmış camii ve külliyesi olan bu caminin adı, Zenateler’in hâkimiyetinden sonra Karaviyyin Camii olarak değiştirilmiştir. Fatıma el-Fihri’nin Fas’ta açtığı Karaviyyin Medresesi’nin “İslam dünyasında bilinen ilk üniversite ve en itibarlı dinî kurum” olduğunu belirtmektedir. Et-Tâzî’nin verdiği bilgilere göre Karaviyyin Medresesi’nde eğitim, halka açıktı. Camiye gelen herkes hocalar tarafından verilen dersleri dinleyebiliyordu. Karaviyyin Medresesi’nde ders verildiği saatlerde çarşıdaki dükkânların kapanması alışkanlık hâline gelmişti. Caminin külliyesinde Karaviyyin Kütüphanesi yer alıyordu ve bu kütüphane çok önemliydi. Karaviyyin Camii inşa edildiğinde, mushaflar ve bazı hadis kitapları için özel bir yer tahsis edilmişti. Ayrıca burada saray kütüphanesi, medrese kütüphaneleri ve özel şahısların kütüphaneleri de mevcuttu. Karaviyyin Kütüphanesi’nin demirbaşlarını bu kütüphanelerde bulunan eserler oluşturuyordu. İbni Haldun da bu kütüphaneye vakfetmek üzere “el-İber” adlı eserini Karaviyyin Kütüphanesi’ne göndermiştir. Karaviyyin Kütüphanesi’nde çok çeşitli eserler bulunmaktaydı. Bu kütüphane, el yazması eserler konusunda da en önde gelen kütüphanelerden biriydi. Ayrıca burada çok çeşitli Mushaflar da bulunuyordu. Kütüphanede sadece dini eserler değil; tıp, felsefe, matematik gibi diğer alanlarda da eserler vardı. Skalli, Fatıma el-Fihri’nin Karaviyyun külliyesini açma girişimini; bilginin üretimi ve takibinde İslam topraklarındaki kadınların keskin anlayışlarının benzersiz değerini gösterdiğini ifade etmektedir.
Çupbesti ve rehberi Farsça olarak kaleme aldıkları ve Türkçesi “İlimde Müslüman Kadının Yeri ve Rolü: İran ve Batı Mukayesesi” olan makalede Fatıma el-Fihri konusunda şunlara değinmektedirler: “Aslında ilim ve eğitim geleneği açısından XX. yüzyıla kadar Avrupalı kadın ile Müslüman kadın arasında çok ciddi bir uçurum bulunmamaktadır. Müslüman kadının ilme ve bilime etkileri konusundaki en seçkin örneklerden biri Fatıma el-Fihri’nin Miladi 859 yılında Tunus’ta tarihin bilinen ilk üniversitesini kurmasıdır.
Ömer Rıza Kehhale beş ciltlik bir kadın ansiklopedisi olan A’lemü’n-nisa’ fi alemeyi’l-‘Arab ve’l-İslam (Arap ve İslam Dünyasında Meşhur Kadınlar) adlı eserinde, Fatıma el-Fihri’nin inşa ettirdiği üniversitenin yapımı sırasında sürekli ibadet ve dua ile meşgul olduğunu ve inşaat sırasında kendilerine ait olmayan toprak ve malzemeler hususunda çok özen gösterdiğinden bahsetmektedir.
TIP VE MATEMATİK ALANINDA
Şifa Bint Abdullah
Şifa, Medine’ye hicretten önce Mekke’de Müslüman olmuştur. İslam toplumunda çalışkan, akıllı ve iş bilir bir kadın olarak bilinirdi. Şifa, Mekke’de doğumlu ve Kureyş’in Adîoğulları kolundan olup Hz. Ömer’in akrabasıdır. Gerçek adı Leyla olmakla birlikte sonradan tıp alanındaki bilgisi ve bu alanda yaptığı hizmetler sebebiyle Şifa olarak şöhret kazandı. Şifa, İslam öncesi hayatında da iyiliksever ve erdemli bir insan olarak bilinirdi. Hz. Peygambere ilk iman eden ve Mekkelilerin işkencelerine maruz kalan sahabelerden biriydi. Şifa, İslam öncesi Ebu Hasme ile evliydi ve ondan Süleyman adında bir oğlu vardı. Daha sonra Ebu Hasme’nin kardeşi Mezruk ile evlenmiş ve künyesi Ebu Hâkim olan bir oğlu ile bir de kızı olmuştur. İslam öncesi dönemde okuma-yazma bilen nadir kadınlardan biri olması hasebiyle Şifa, İslam toplumunda kadınların eğitim faaliyetlerinde de öncü olmuştur. Asım Köksal tarafından aktarıldığına göre Muhammed Hamidullah, Mekke döneminde, on ila yirmi kadar kişinin okur-yazar olduğunu ifade ederken, Ömer’in yakınlarından Şifa Hatun’un, Hafsa’ya okuma yazma öğrettiğinden bahsetmektedir. Şifa, İslam’dan önce bir cilt hastalığını dua okuyarak tedavi etmekle meşhur olmuştur. Müslüman olduktan sonra bu işi bıraktı. Ancak hastaları tedaviye devam etmesi noktasında ısrarcı idiler. Şifa, bunun üzerine Hz. Peygamber’e durumdan söz etti. Hz. Muhammed, Şifa’nın tedavi sırasında okuduğu duaya baktı ve itikada hâlel getirecek bir durum olmadığını söyledi. Hatta Hz. Peygamber Şifa’dan bu tedavi yöntemini karısı Hafsa’ya da öğretmesini istemiştir. Şifa, Hafsa’nın hem hocası hem de akrabası idi. Bu sebeple onu sık sık ziyaret ederdi. Şifa, Hz. Peygamberin diğer eşlerini görmeye de giderdi. Ayrıca Hz. Muhammed ara ara onun evinde istirahat ettiği için, Şifa bint Abdullah’ın onun için evinde bir yatak tahsis ettiği rivayet edilmiştir. Şifa, Ebû Bekir ve Ömer’in hilâfetleri döneminde de itibarlı bir konuma sahipti. Hz. Ömer, onu ziyarete gider ve onunla bazı konularda görüş alışverişinde bulunurdu. Hz. Ömer’in Şifa’yı Medine pazarında esnafı denetlemek üzere görevlendirdiği de rivayet edilir.
Şifa, çok güzel hasletleri olan akıllı, bilgili, görgü sahibi ve becerikli bir kadındı. Şifa, Hz. Ömer döneminde Medine’de vefat etti. Şifa bint Abdullah, çok farklı konularda hadis de rivayet etmiştir. Şifa bint Abdullah’ın Medine’de kontrolör (muhtesib) olması, İslam’da kadının sosyal hayatta görünür olması konusundaki düşüncesini ortaya koymakta ve kadınların sosyal hayata katılmasının İslam’a aykırı olmadığını göstermektedir.

ŞİİR VE EDEBİYATLA İLGİLENEN KADINLAR
Sükeyne bint Hüseyin
Emeviler döneminde yaşamış olan Sükeyne’nin annesi, İmru’l-Kays’ın kızı Rubab’tır. Sükeyne, çocukluk yıllarında çok acı tecrübeler yaşamış ve üzücü sahnelere şahit olmuştur. Yezîd’e biat etmekten kaçınan ve Mekke’ye sığınan babası Hz. Hüseyin’le birlikte yolculuk yaptı. Ailece Mekke’de birkaç ay kaldıktan sonra Kûfe’ye gitmişlerdir. 10 Muharrem 61’de (10 Ekim 680) Kerbelâ olayından sonra esir alınmıştır. Esir olarak önce Kûfe’ye, oradan da Yezîd b. Muâviye’nin sarayına götürülmüştür. Sükeyne daha sonra yakınlarıyla birlikte Medine’ye gönderilmiştir. Sükeyne, evinde edebiyat-şiir meclisleri tertip etmesiyle ünlüydü. Bu meclislerde şiirler okunur, şarkılar söylenirdi. Dönemin önemli şairleri bu meclislere davet edilirdi. Edebi sohbetler yapılırdı.
Sükeyne’nin şiir, estetik, musiki, mizah gibi birçok alanda bilgi sahibi olduğu kaynaklarda yer almıştır. Ayrıca Sükeyne, entelektüel bir çevreye mensuptu. Soylu bir kadındı ve çok iyi bir eğitim almıştı. Musiki ve edebiyat alanında derin bir donanıma sahipti. Ayrıca çok güzel, zeki, zarif bir kadındı ve çok ince bir espri anlayışına sahipti. Sükeyne, entelektüel sosyal yaşamının yanı sıra evlilikleri ve güzelliği ile de gündem olan bir kadındı. Yine kaynaklarda en çok öne çıkan özellikleri derin duygusallığı, asaleti ve zekâsıdır. Sükeyne, aynı zamanda Hz. Muhammed ile kan bağının bulunması ve Kerbela olayının şahitlerinden olması dolayısıyla Şii kaynaklarda da çok yer almıştır. Sükeyne, kendi evinde hadis dersleri vermiştir. Ayrıca kendisi de babasından hadisler rivayet etmiştir. En önemli özelliklerinden biri de evinde ağırladığı âlimlere sorular yöneltmesi, fikirlerini alması ve onlarla istişare etmesiydi. Her zaman önemli şehir merkezlerinde yaşaması Sükeyne’nin kültürel birikimine oldukça katkı sağladı. Sükeyne şairlerle ve aristokrat kadınlarla meclisler tertip edip sohbetler yapmayı seviyordu. Sükeyne’den geriye birkaç beyit şiir baki kalmıştır. Sükeyne’nin asıl alanı şiir eleştirisidir. Cerîr b. Atıyye, Ferezdak, Küseyyir, Cemîl, Nusayb b. Rebâh ve Ehvas gibi şairlerin şiir atışmalarında Sükeyne, hakemlik yaptı. Sükeyne meşhur şairlerin şiirlerini okur, düzeltir ve eleştirilerde bulunurdu. Onun şiir zevkine güvenen şairler de onun eleştirileri doğrultusunda şiirlerinde düzeltmeler yaparlardı. Kısacası Sükeyne, kendi döneminde yaşayan kadınlara hem bilgisi hem de duruşuyla örnek olmuş asil, entelektüel bir kadın olarak tarihte iz bırakmayı başarmıştır.

Fatma Bacı
Daha önce de değindiğimiz gibi Türk kültüründe kadın, sosyal yaşamda erkekle eşit konumda bulunmaktaydı. Anadolu’ya geldikten sonra da Türkmen kadınlar bu özelliklerini devam ettirdiler. Özellikle Osmanlı devletinin kuruluş aşamasında kadınlar, erkeklerle birlikte savaşa katılma, avlanma, silah kullanma gibi bir takım faaliyetlerde bulunurlardı ve bu kadınlara “Baciyan-ı Rum” denirdi. Bektaşi tarikatında kadın müritler “bacı” olarak anılmaktaydı. Şeyhin karısına da anabacı diye hitap edilmekteydi. Anadolu’da yaşayan, ekonomik hayata katkı sağlayan, İslam’ın Anadolu’da yayılmasında etkili olan, tekkelerde sosyal hayata iştirak ederek misafir ağırlama, yoksul ve hastalara hizmet sunma gibi görevleri ifa eden bu kadınların oluşturduğu yapıya “Bacıyan-ı Rum” denmiştir. Bu teşkilat, hem şehirlerde hem de kasaba ve köylerde etkinlik gösterirdi. Bektaşi menkıbelerinde adı geçen şeyh kadınlara bakılırsa, bu yapının oldukça yaygın ve sevilen bir teşkilat olduğu görülür. Bu bacıların sınır boylarında erkek müritlerle birlikte cihat hareketine destek verdikleri de rivayet edilir. Fatma Bacı, Ahi Evren Şeyh Nasîrü’d-din Mahmud el Hoyî’nin karısı olup bu teşkilatın kurucusudur.
Mikail Bayram’a göre Fatma Bacı, Evhadu’d-Din Hamid el-Kirmani’nin çocukluğunda yaramazlığıyla meşhur olan kızıdır. Kösedağ Savaşı’nın yenilgiyle sonuçlanması üzerine Tokat ve Sivas, Moğol ordusuna teslim edilmişti. Böylece Kayseri’ye yönelen Moğol ordusu orada yaşayan Ahilerin direnişiyle karşılaşmıştı. Ancak şehir muhafızının Moğol komutanıyla anlaşması üzerine şehre giren Moğollar, Ahileri kılıçtan geçirmiş, şehri yağmalamış, kadınları da esir almışlardı. İşte bu sırada esir alınan kadınlardan biri de Fatma Bacı’dır. Bu olaylar sırasında Konya’da bulunan Ahi Evren Şeyh Nasirü’d-Din Mahmut el-Hoyi, Moğollar tarafından öldürülmekten kurtuldu. Ancak bundan sonraki hayatını yoğun bir keder duygusu içinde Moğollarla mücadele içinde geçirdi. Anadolu’da birçok ilin mücadeleye girişmesinde de rol oynamıştır.
Fatma Bacı hakkında sözlü menkıbeler de anlatılmıştır. Bunların arasında hayal ürünü olan şeyler de bulunmaktadır. Bacıyan-ı Rum kadın erkek bir arada sohbetlerde bulunan, zikir ve sema yapan bir teşkilattı. Kadın erkek eşitliği üzere inşa edilmiş bir yapılanmaydı. Bu durum, o dönem yaşayan ve farklı fikirlere sahip çevreler tarafından eleştiriliyordu. Fatma Bacı ile babası arasında geçtiği rivayet edilen bir konuşma da o dönemin bakış açısını yansıtması açısından önemlidir. Fatma bacı, babasını, kadın erkek ilişkilerindeki tutumlarından dolayı farklı çevrelerce eleştirildiklerini hatırlattığında babası: benim yanımda, karşımda daima insanlar var, ben onlar kadın mıdır, erkek midir farkında bile değilim demiştir. Bu hem o dönemin kadına bakışını hem de Bacıyan-ı Rum’un kadına, kadın erkek ilişkilerine bakışını güzel bir şekilde yansıtmaktadır. Fatma Bacı, dönemin sevilen, değer verilen kadınlarından biriydi. Hacı Bektaş da, Fatma Bacı’ya çok değer verirdi ve sık sık onu görmeye giderdi. Fatma Bacı, kendisine babasından kalan mirası, erenler için harcamış ve sonunda kendisi yoksul düşmüştür. Bektaş-ı Veli’nin ölmeden önce bu fedakârlıkları ve güzel özellikleri sebebiyle Fatma Bacı’yı kendisini vekili olarak bırakması araştırmacıları şaşkınlık içinde bırakmaktadır.

HATTAT
Şühde el-Kâtibe
Şühde bint Ebi Nasr Ahmed b. El-Ferec b. Ömer el-Ebri Şühde, yazısı güzel olup birçok kitap istinsah ettiği için “Katibe”, çok uzun yaşadığı için “Muammere” ve kadınlar arasında ilmiyle şöhret bulduğu için “Fahrünnisa” gibi lakaplarla anılırdı. Şühde, V. yüzyılda (hicri kameri) yaşamış ve hitabet yeteneği güçlü Müslüman kadınlardan biridir. O, şairliğinin yanı sıra seçkin bir bilgin ve tanınmış bir müderristi. Sekiz yaşında hadis öğrenmeye başlayan Şühde, Bağdat’taki en muteber isnat silsilelerine sahip olduğu için “Müsnidetü’l-Irak” diye ün kazanmıştı. Onun rivayetlerine sahip olmak isteyen talebeler, uzak yerlerden gelip kendisinden icazet alır ve hadis yazarlardı. Bu sebeple hadisçiler ona “Cihet” unvanı vermişlerdir. Şühde, Ferruhzad’a göre el-Kâtibe Bağdat’ta Ulu Cami’de ders de verirdi. Erkekleri tarih ve edebiyat alanında eğitirdi. Bu, o günün şartlarında nadir rastlanılan bir durumdu. Şühde’nin derslerine önemli ilim adamlarının, edebiyatçılarının ve bilginlerin katılması ve onun derslerini dinlemesi, bu kadının kişiliğinin ve ilmi derinliğinin bir göstergesidir. Dolayısıyla Şühde’nin İslam edebiyat tarihinde özel bir yeri olduğunu ve bu alanda en parlak bilginlerle anılabileceğini söyleyebiliriz mümkündür. Şühde’nin büyük bir kalabalık tarafından takip edilen derslerinde tutulan değerli notların, meşhur oryantalistlerden A. V. Kremer’in elinde olduğuna dair rivayetler vardır. Şühde’den geriye kalanlar arasında Bağdat’ta tekke ve medrese gibi hayır kurumları da vardır. Saray görevlilerinden biri ile evlenen Şühde yüz yıllık ömrünü ilimle taçlandırmıştır.

*Esra Özlük’ün “Orta Çağ İslam Dünyasında İz Bırakan Müslüman Kadınlar” adlı yüksek lisans tezinden üretilmiştir.

Start typing and press Enter to search