İSTANBUL’DAN KUDÜS’E AÇILAN KAPI: BÂBÜ’L-HALÎL

İSTANBUL’DAN KUDÜS’E AÇILAN KAPI: BÂBÜ’L-HALÎL

Arzu Ulaş

Kur’an-ı Kerim’de; “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”(İsrâ\1) ayetiyle Cenâb-ı Hakk’ın mi‘râc yolculuğunda Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’i bu kutsal mekâna uğrattıktan sonra huzuruna alındığı anlatılmaktadır. Bu ayet-i kerimeyle kadir ve kıymetine işaret edilen peygamberler şehri Kudüs’ü Şerif, Müslümanların ilk kıblesi ve üç harem-i şerif-i den biridir.

Dünya tarihinde yeni bir çağa açılan kapı Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u fethiyle Topkapı’dan açılmıştır. Cihan hakimiyeti anlayışıyla hüküm süren Osmanlı sultanlarından Yavuz Sultan Selim 1516’da İslam coğrafyasında Safeviler tarafından çıkarılan fitneyi yok etmek üzere doğuya yönelmiştir. Çaldıran Zaferi’nin ardından Suriye, Filistin ve Mısır’ı da idaresi altına alan Yavuz Sultan Selim halifelik makamıyla İstanbul’dan Kudüs’e ve tüm İslam beldelerine huzur ve adaleti getirmiştir.

Osmanlı döneminde bilhassa Kanuni Sultan Süleyman, Sultan II. Mahmud, Sultan Abdülaziz, Sultan II. Abdülhamid Kudüs-i Şerif’in tamir ve bakımına ehemmiyet vermiştir. 17. yüzyıl seyyahı Evliya Çelebi Seyahatname’sinde Kudüs kalesi ve kent planı hakkında “Bütün tarihlerde Arz-ı Filistin derler. Kur’an-ı Kerim’de Cenabı Hak açıkça iki yerde methetmiştir. Onun için bütün hükümdarlar buna sahip olmak niyetiyle kuşattıklarından kalesi haraptır. Sultan Süleyman asrında Lala Mustafa Paşa yeniden yaptırmıştır. Mustafa Paşa kale surlarını daha geniş tutup Sahratullah’ı ve Mescid-i Aksa’yı sur içine almıştır. Megaribe kapısı kıbleye bakar… Bu kapıdan batıda su kulesine kadar 500 germe adımdır. Buradan Hazreti Davut kapısına kadar 1000 adımdır. Bu kapı 12 arşın yüksek yeni kapıdır. Buradan Yassı kuleye kadar 250 adımdır. Buradan şimale gidip Halilürrahman kapısına kadar 600 germe adımdır. Buradan Eğri kuleye kadar 400 adımdır. Buradan doğuya Bozdoğan kapısına kadar 900 adımdır. Buradan doğuya devlet kapısına kadar yüz adımdır. Hazreti Süleyman devleri burada hapsedermiş. Buradan doğuya Zehriye kapısına kadar 300 adımdır. Buradan doğuya Rüstem Paşa kapısına kadar 500 adımdır. Buradan Meryem Ana kapısına kadar 500 adım, buradan Mescid-i Aksa’nın. 17 avlusu köşesine kadar 600 adımdır. Buradan da başladığımız megaribe kapısına kadar 800 adımdır. Bu hesaba göre Kudüs kalesinin etrafı 7050 adımdır. 57 burç, 78 direk, 4040 bedendir. 1700 adımlık yeri hendeksizdir. İç kalesi Bâb-ı Halil’in iç tarafında ana kaleye bitişiktir ve etrafı dört yüz adımdır.” bilgilerini vermektedir. (Resim 1)

Resim 1. Kudüs-i Şerif kent planı ve Yafa Kapısı (Atatürk Kitaplığı, no.309/18)

İstanbul gibi etrafı surlarla çevrili olan Kudüs-i Şerif’in otuz dört kule ve yedi çıkış kapısı vardır. Bu kapılar; Bâbü’l-Amûd, Bâbü’l-Halîl, Bâbü’l-Meğâribe, Bâbü’l-Esbât, Bâbü’s-Sahire, Bâbü’n-Nebî Dâvûd ve Bâbü’l-Meryem’dir.Kaynaklarda şehrin kapı sayıları hakkında on dört, yedi, sekiz gibi farklı bilgiler bulunmaktadır. Bunun sebebi tarihi süreçte şehrin ihtiyaçları doğrultusunda ve farklı sebeplerden dolayı surlara açılan veya kapatılan kapıların olmasıdır.

Yafa Kapısı olarak da bilinen Babü’l-Halil, şehirdeki stratejik konumu ve önemi Osmanlı dönemindeki vesikalara da yansımıştır. Kudüs surlarını yeniden inşa eden Kanuni Sultan Süleyman Babü’l-Halîl’e Osmanlı Devleti’nin hoşgörü mührünü de vurmuştur. Kapının üzerine “La İlahe İllallah İbrahim Halilullah” (Allah’tan başka ilah yoktur. İbrahim (A.S) Onun dostudur.) yazılı bir kitâbe yerleştirilmiştir. Ehl-i Kitap mensuplarını kucaklayan bu lafız, şehrin kadim ve dinî tarihini yansıtan önemli bir semboldür. (Resim 2-3).

Resim 2. Yafa Kapısı’nın genel görünümü (Atatürk Kitaplığı/ Yıldız Albümü)

Resim 3. Babü’l Halîl Kapısı’ndaki kitâbenin görünümü

Babü’l Halîl kapısına nakşedilen hoşgörünün nesillere aktarılması için sarf edilen çaba çoğunluğu 19. yüzyıla ait arşiv belgelerinde görülmektedir. Babü’l Halîl kapısına gösterilen ehemmiyet nedeniyle yapılan tamir ve bakımlar kronolojik olarak şöyledir;

20 Aralık 1865 tarihli belgede Kudüs-i Şerif kasabasının etrafındaki sur üzerinde bulunan kapılardan iç kaleye yakın olan Bâb-ı Halîl adıyla bilinen demir kaplı büyük kapısı 400 seneden beri tamir ve bakımının yapılmamasından dolayı üzerinin taş ve duvarı oynayarak yıkılacak dereceye gelmiştir. Her sabah ve akşam açılıp kapanırken zahmet çekilmektedir. Bu kapı ise Kudüs-i Şerif kapılarından en işlek olanıdır. Bu kapıdan vüzera, yolcu ve yabancıların geçmesi nedeniyle kapının hafifçe bir tamiri ile birkaç zararının giderilerek üst tarafındaki, duvarın sonuna kadar sökülüp mükemmel bir şekilde yeniden acil yapılması gerekmektedir. Kudüs’te bulunan İlm-i Hendeseli Askeri Kolağalarından Arif Hayri Efendi tarafından keşif defterinde 27 bin 824 olarak gösterilmiştir. 2 Mart 1866 tarihli belgede ise Bab-ı Halîl kapısının bu tarihten önce tamir edildiği ancak şimdi de demir kapaklarında sorun olduğu bu nedenle gece ve gündüz açılıp kapatılırken sorun yaşandığı yazılıdır. (Resim 4)

Resim 4. Yafa Kapısının iç taraftan görünümü (The New York Public Library)

10 Temmuz 1872’de Kudüs’te cuma günleri kapıların kapanması adetinin Müslüman ve gayr-i müslim cemaatin isteği üzerine lağvedilmiştir. Kudüs’te imar faaliyetleri devam ederken 1876 yılına tarihlenen bir gravürde Kudüs’ten İstanbul’a gelen askerlerin karşılama töreni tasvir edilmiştir (Resim 5). İki şehrin bağlarını ve kardeşliğini göstermesi açısından önem arz eden bu gravürdeki karşılama töreni hakkında ise bilgiye ulaşılmamıştır.

Resim 5. Kudüs’ten İstanbul’a gelen askerlere yapılan karşılama töreni (The New York Public Library)

7 Eylül 1894 tarihinde Kışla-yı Hümâyûn ile Büyük Kilise’nin girişi olan Bâb-ı Halil’in yolunun araba geçişine müsait duruma getirmek için genişletilmesi kararı alınmıştır. Bu nedenle kapının etrafındaki dükkânların yıkılması ve gerekli düzenlemelerin yapılması belediye dairesine bildirilmiştir.

29 Ekim 1898 tarihinde Alman İmparatoru II. Wilhelm Kudüs’ü ziyaret etmiştir. İmparator ve maiyetindekiler Yafa Kapısı’nda yapılan törenle karşılanmıştır. 9 Haziran 1900’de alınan bir karar ile Kudüs-i Şerif’in kale kapılarının emniyetinden Efrad-ı Nizamiye yerine Jandarma Piyade Birliği sorumlu olmuştur. 28 Ekim 1907 yılında Kudüs’te ezan saatlerini gösteren bir saat kulesi olmaması nedeniyle halkın topladığı iane ile Bâb-ı Halîl burcunun üzerine bir saat kulesi inşa edilmesi kararlaştırılmıştır. (Resim 6)

Kudüs-i Şerif’in kader yılı 1917dir. İngiltere Balfour Deklarasyonu ile Yahudilerin bölgede siyasi varlıklarını destekleyeceğini açıkladı. İngiliz askerleri 11 Aralık’ta da Kudüs’ü işgal etti. Kudüs’te yalnızca Haçlı işgaliyle kesintiye uğraması dışında takriben bin 200 yıllık İslam yönetimi son buldu. Ne var ki tarih boyunca Türk milleti tarafından aziz ve kutsal bir şehir kabul edilen Kudüs’ten İstanbul’a açılan kardeşlik kapılarının ilelebet kapanmayacağı unutulmamalıdır.

Resim 6. Bâb-ı Halîl kapısındaki saat kulesinin görünümü (Atatürk Kitaplığı no.5007/1)

Start typing and press Enter to search