Ki  bir  şehr  var  âlemde  meşhûr   

Ki  dirler  ana  Sıtanbul-ı  ma‘mûr

Orada  vaz‘  idüp ol  şehr-bânı   

Deniz  üstine  bünyâd itmiş  anı

Bayezid-i Veli devrinde Memluk elçisi olarak geldiği İstanbul’a hayranlığını böyle dile getirmiş İbrahim İbn Bali. Onun gibi nicesini güzelliğine bende eden İstanbul, 5 asır boyunca İslam âleminin merkezi, insanlık tarihinin en yüksek kültür odağı olmuş, sürekli gelişme göstermiş, eskilerin deyimiyle mütekâmil, yani olgunlaşmış şehrin bir remzine dönüşmüştür.

Fatih, İstanbul’u şehir kılan bütün bu kıymetli mirasa sahip olmak bakımından şanslı, ayrıcalıklı bir konumdadır. İç İstanbul’da, her köşe başında, nakış bakış işlenmiş bir çeşme, bir mescit, türbe veya medrese, yedi tepeye oturtulmuş kurşuni taç kubbeler, sonsuza dek sürecek ilahi bir ezginin notaları gibi ahenkle dizilmişlerdir. Bu zengin kültürün ebediliğine işaret edercesine abidelerin etrafında Türk’ün muhayyilesinde sonsuzluğun timsali olan çınar ağaçları, serviler yükselir. Elbette kültürel mirasın korunması, ancak öz kültürümüzün devam ettirilmesiyle mümkün. İftihar ettiğimiz tarihin, bu eşsiz medeniyet bakiyesinin bize büyük sorumluluklar yüklediği muhakkak. 

Bu sayımızın temasını tarihinin en önemli restorasyonlarından birini geçirmekte olan Kapalıçarşı’ya ayırdık. Kapalıçarşı, sur içinin geleneksel ticaret bölgesinin tam odağında 500 küsur yıldır işlevini kesintisiz devam ettiren bir yapı. Yılda 45 milyon ziyaretçiyi ağırlayan Kapalıçarşı’yı yapı olarak tanımlamak da yetersiz kalır. İç içe geçmiş yüzlerce sokağıyla, bedesten ve hanlarıyla, şehir içinde bir şehir âdeta. Zamana meydan okuyan bu önemli yapı, sadece ticaret ve turizm açısından değil, içinde yaşatılan esnaflık kültürüyle de somut olmayan tarihî miras niteliğinde. Dergimiz vesilesiyle buradan titizlikle yürütülen restorasyonun son aşamasında olduğumuzu müjdelemekten son derece mutluyum.

Yeri gelmişken hatırlatayım, Fatih tarihî eserlerin dağılımı bakımından İstanbul’da ilk sırada gelmekte. Eski eserleri koruma amaçlı yaklaşık yüz yıl önce oluşturulan ve bu yönde kıymetli çalışmalar yürüten Encümen sayesinde birçok yapıyla ilgili son derece mühim bilgilere erişebiliyoruz. Fatih Belediyesi olarak bu kıymetli arşivi modernize ediyor, dijitalleştiriyoruz. Böylece arşiv şehir araştırmaları ve akademik çalışmalar için daha kullanılabilir hâle gelecek. 

Fuarlar, festivaller, sanat sergileriyle sonbahar aylarını da her zamanki gibi canlı, hareketli geçirdik.  Dergimizin sayfaları içinde bu etkinliklere dair bilgiler bulacaksınız. Bunun yanında, ömrünü düşünce dünyamıza ruh katmış münevverlerin dizinin dibinde geçirmiş, sohbet kültürünün yaşayan büyük isimlerinden “Son Marmaratör” Yurdakul Dağoğlu beyefendiyle, Reisülhattatin Hasan Çelebi üstatla yapılmış söyleşiler de sizleri bekliyor. 

Son olarak dergimizi baskıya göndermek üzereyken, çağımızın en önemli şair ve mütefekkirlerinden Sezai Karakoç’un vefat haberiyle sarsıldık. Üzerimizde büyük emekleri olan bu büyük dava adamını Şehzadebaşı’ndan dualarla ebediyete uğurladık. Mekânı cennet olsun. Diriliş nesline, milletimize ve tüm İslam âlemine başsağlığı diliyorum.

Hepinizi muhabbetle selamlıyorum.