Balat Sakinleri

FATİH’İN RENKLİ KÖŞESİ: BALAT

Balat’ın eski yüzleri hâlâ burada

Sohbet Koyu, Mevzu Balat

MERVE AKBAŞ 

Balat sokaklarında dolaşmak, kafelerinde oturup birkaç bardak çay içmek herhâlde İstanbul’u gezen biri için hayattan zevk almanın en kolay yollarından biri olsa gerek. Çünkü Balat sadece bugünü değil, dünü de misafirlerine gösteren, bunu yaparken de zorlanmayan bir semt. Bunun nedeni kentin en eski yerleşim yerlerinden biri olması muhtemelen. Yüz yıllarca farklı din ve milletlerden insanlara ev sahipliği yapan Balat, bugün de yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı olmuş durumda. Bu yoğun ilgi bir yanda dursun, onlarca yıldan bu yana bu semtte esnaflık yapan, mahalleli veya onların deyimiyle “semttaş” olmayı hiç bırakmayan çok sayıda insan da var. Aslında Balat’ı Balat yapan işte bu yüzler, bu insanlar, bu dostluklar. Biz de, dergimiz okurları için semtin sokaklarında dolaşarak “Balat’ı dinlemek istiyorsanız ona da mutlaka uğrayın.” dedikleri kapıları bir bir çaldık ve insanlarla Balat üzerine sıcak sohbetler gerçekleştirdik. 

İLK DURAĞIMIZ KÖMÜRCÜ

Gezimiz müdavimlerinin çok iyi tanıyacağı Naftalin Kafe’den Balat içlerine doğru başlıyor. Karşımıza çıkan eski Balatlılarla konuşma niyetindeyken, bir sinagogun bahçesinin dışındaki ufak “Kömürcü” dükkânını görüyoruz. 10-15 basamakla inilen dükkânda istiflenmiş kömür torbaları var. Dükkânda karşılaştığımız Mehmet Demir’le selamlaşma faslından sonra sohbete başlıyoruz. Biz soruyoruz, o anlatıyor: “1977’den bu yana Balat’ta bu dükkânda kömür işi yapıyorum. Babam da Yenikapı’da kömür satardı. Burada çalışan kişiden ben devraldım dükkânı. O gün bugündür Balat’tayım. Köfteciler, lokantalar, kebapçılar, pikniğe gidenler benden kömür alır. Tabii artık soba kömürü diye bir şey kalmadı. Bunlar mangal kömürü.”

SEMTİN EN ŞIK DÜKKÂNI

Kömürcü Mehmet Demirci’nin yanından ayrılınca yolumuz semtin en şık insanlarından birinin mekânına, Ramazan Çimen’in terzi dükkânına düşüyor. Kravatı, yeleği, boynundaki mezurasıyla hemen bizi içeri davet edip başlıyor anlatmaya: “Ben 1960 yılında buraya geldim. Daha önce başka bir dükkândaydım. Mesleğimi de memleketim olan Konya’da öğrendim. 1943 doğumluyum. Çok sayıda çırak yetiştirdim, hepsi kendi işini kurdu. En son giden arkadaş emekli oldu buradan. Pandemide memleketi Konya’ya taşındı, orada kendine bir yer açtı. Artık yalnızım, çünkü terziliğe olan ilgi azaldı. Özel kıyafet diktirenlerin sayısı azaldı. Daha çok tadilat yapıyoruz. Bazıları da gelir, eşyasını bırakır, sonra almayı unuturlar. Benim çocuklar da mesleğe ilgi göstermediler. Terziliğin yanından bile geçmemeye çalışıyorlar. Bir yerde haklılar, bu meslek zordur. Sevmezsen yapamazsın. Ben çocukluktan bu yana seviyorum. Hem güzel giyinmeyi hem de insanları güzel giydirmeyi seviyorum. İnsanlara güzel kıyafetler dikince ben de mutlu oluyorum.”

ÜÇ GÖBEKTİR BALATLIYIZ

Balat dediğimizde aklımıza gelen iş kollarından biri de antikacılık. Saffet Büyükkızıldağ, semtin en dikkat çekici işletmelerinden biri olan Kafka Antik’in sahibi. Dükkân onlarca parça antika ve mezat değeri olan ürünle dolu. Renkleriyle semti ziyarete gelen misafirleri âdeta kendine çekiyor. Ayrıca yeni hediyelik eşya da satıyorlar. Büyükkızıldağ’a Balat’ı ve kendi dükkânının hikâyesini sorduğumuzda ise şunları anlatıyor: “Ben doğma büyüme buralıyım. Üç göbekten bu yana Balatlıyız. Daha önce farklı işler yaptım. Antika işini iyi bir koleksiyonerden öğrendim. Daha sonra kendi işimi kurdum. Bizim gibilere semttaş derler. Ben üçüncü kuşağım burada. Anneannem Balat doğumludur. Yaklaşık 200 senedir Balat’ın içinde olan insanlarız. Bu civarı avcumun içi gibi bilirim. Şu an size krokisini bile çizebilirim. Bu dükkân için bakır ve porselen ağırlıklı ürünler topluyoruz. Sosyal medyada sayfalarımız da var. Bu eşya, bize dağılan evlerden gelir. Son yıllarda bu işe merak arttı. Çünkü çok iyi bir koleksiyoner burada dükkân açtı. Zamanla Balat ve civarında antika mezat işine bir talep oluştu. Bence bu merakın sonu yok, sanki dipsiz bir kuyu. Bir fincanla veya ufacık bir şamdanla başlarsınız. Sonra ucu kaçar gider. Biz haftada dört gün mezat yapıyoruz.”

ÇIFIT ÇARŞISI’NIN MUZAFFER USTASI

Şimdi yolumuzu Balat’ın meşhur Çıfıt Çarşısı’na doğru çeviriyoruz. Çarşının en ilginç dükkânlarından biri Muzaffer Savaş’ın kunduracısı. Küçücük dükkânın içinde onlarca ayakkabı, deri ve çeşitli malzemeler yer alıyor. Muzaffer ustaya ne zaman Balat’a geldiğini ve kunduracılığı nasıl öğrendiğini soruyoruz: “Aslen Çanakkale, Gökçeadalıyım. Elli iki senedir Balat’tayım. İki oğlum, bir kızım var. Hepsini okutup büyüttüm. Hepsi kendi alanında çalışmaya başladı. Bu dükkânda tek kişi olarak çalışıyorum. Annem ve babam da ayakkabıcılık yapardı. Kunduracılık bizde aile mesleğidir. Babam da kardeşlerimi okuttu ama beni okutmadı. Sen hayat fakültesinde oku dedi rahmetli. Çok kötü durumdaki ayakkabıları bile giyilir hâle getirebilirim. Askerliğimi de ayakkabıcı olarak yaptım. Burası eskiden beri hareketli bir yerdir. Sahildeki fabrikalarda çalışan insanlar buradan gelip geçerdi. Altınyıldız, Feshane, Adalet, Oksijen fabrikaları buradaydı ve onların çalışanları da civarda otururdu.”

Çıfıt Çarşısı’nın bir diğer meşhur siması kahveci Mehmet Kılıç. Kılıç’ın çayına doyum olmadığını duyduğumuzdan önce bir çay rica ediyor, sonra da kendisinden anılarını dinlemeye başlıyoruz: “Çocukluktan bu yana çaycılıkla uğraşıyorum 49 senedir de buradayım. 1973’te Balat’a yerleştim. Benim çayımı bilen iyi bilir. Bu işin püf noktası çayı soğuk ve iyi suyla demlemektir. Tadına doyum olmaz o zaman. Bu yöntemlerin hepsini bana rahmetli babam öğretti. Her yerden çayımı içmeye gelirler. Tabii burada kahve, oralet falan da var. Ama çayın yanında onlar ne ki! Bir de temizliğe dikkat ederim. Müşterime çayımı pırıl pırıl, tertemiz bir bardakta ikram ederim.”

“BURALARDA ESKİDEN YÜRÜNEMEZDİ”

Çıfıt Çarşısı’ndan Balat içlerine doğru ilerlerken Balat’la özdeşleşmiş başka bir mağaza görüyoruz ve Yakup Ergün’ü Sümer Yerli Mallar isimli dükkânında ziyaret ediyoruz. Ona Balat’ın eskilerini, semtin değişen yapısını soruyoruz: “Dükkânımda 58 yıldan bu yana hizmet veriyorum. Daha eskiden metre işi kumaşlar daha çok satılırdı. Biz zaten Sümerbank bayisiydik. Ama zaman değişti, artık metrelik kumaş alanların sayısı azaldı. Bu nedenle biz de konfeksiyon ürünleri ekledik. Kumaş işine devam ediyoruz tabii. Bazen terzilere kumaş gönderip etekler diktiririz. Çünkü insanlar hazır almayı daha çok seviyorlar artık. Tişört ve etek en çok tercih edilen ürünler arasında. Eskiden dükkânın şu koridorunda yürünmezdi, kalabalık olurdu. Şimdi öyle değil. İşler de değişti.” 

TARİHİYLE MERAK UYANDIRAN BİR KİLİSE

Geçmiş dönemlerde Ermeniler, Yahudiler, Rumlar Balat’ta daha yoğun şekilde yaşadığı için bölgede çok sayıda kilise ve sinagog var. Zeki Öcal da Balat Ermeni Kilisesi Vakfı Yönetim Kurulu üyesi. Kendisine semtin değişen sosyolojik yapısını ve kilisenin tarihini soruyoruz. Bir yandan bize bu özel kiliseyi gezdirirken bir yandan da anlatıyor: “Balat Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı Yönetim Kurulu’ndayım ve aynı zamanda buradaki projelerle ilgileniyorum. Bu çevrenin değişimi uzun yıllara dayanıyor. Bölgede uzun dönemler yaşayan azınlıklar şu an burada oturmuyor. Bir kısmı yurt dışına bir kısmı ise daha çok Kurtuluş, Yenimahalle, Yeşilköy Florya tarafına taşınmış. Kilisemizde her perşembe mutlaka ayin yapılır. Çünkü bu kilise şifa dağıtıcı özelliğiyle bilinir. Kilisenin altında bir ayazma vardır. İnsanlar gelir, burada adaklarını yapar ve giderler. Geçmişte burada MS 300’lü yıllarda yaşamış iki azizin kemikleri restorasyon çalışmaları esnasında bulundu. Biri kadın biri erkek olan bu azizler Hristiyanlar için oldukça önemli şahsiyetlerdir. Kilise ve çevresi özellikle Ermeni cemaati için çok kıymetlidir. Buraya İstanbul’da oturan Ermeniler kadar, şehri ziyaret eden turistler de sıklıkla uğrarlar.”

GENÇLER İÇİN ÇALIŞIYOR

Herhalde Balat’a gelip Mavi Ay Derneği’nin afişlerine rastlamayan yoktur. Biz de tüm bu gezimiz boyunca hemen her sokakta bağımlılıkla mücadele eden bu derneğin afişlerine rastladık. Hâl böyle olunca dernek başkanı Hasan Bayraktar’ı da bulup sohbet etmek istedik. “Dünyanın en küçük genel merkezi” dediği dernek merkezinde görüştüğümüz Bayraktar 175 yıllık Balatlı olduğunu söyleyerek şunları anlattı: “Bizde Balatlılık dedemin dedesinden kalmadır. Burası benim köyüm. Buradan hiç ayrılmadım, ayrılmayı da düşünmüyorum. Bu derneği kurma nedenim de bölgede yaşayan gençlerimizi kötü alışkanlıklardan koruyabilmek. Ben maalesef çocuk yaşta sigaraya, alkole, kumara başladım. Ama sonra bu kötü alışkanlıklarımın farkına varıp Yeşilay’a gittim ve kurtuldum. Ardından Yeşilay gönüllülüğüm başladı. Daha sonra bu derneği kurmaya karar verdim. Sadece Balat ve Fatih civarında değil, tüm Türkiye’deki okullara, çağırılan yerlere gidiyor bağımlılık hakkında ücretsiz konferanslar vererek kendi tecrübemi çocuklarla paylaşıyorum. Ben özellikle gençlerle, çocuklarla ilgileniyorum. Çünkü bu kötü alışkanlıklara en erken yaşlarda başlanıyor. Tedavi için de erken yaşların önemi büyük. Dernek üyelerimizle beraber dört koldan çalışıyoruz.” 

“CUMHURBAŞKANIMIZIN KİTAPÇISIYIM”

Balat’ın en özel simalarından biri de kahveci Esat Saf. Kahveci diyoruz ama Esat Bey kahvehane işletmeyi uzun yıllar önce bırakmış. Ancak her gün üst kattaki evinden alt katta kişisel bir kahvehane dönüştürdüğü dükkânına inip, çayını demleyip eşi dostuyla sohbet ediyor. Semtin eski simalarından olan Esat Saf bize şunları anlatıyor: “Ben doğma büyüme Balatlıyım. Burası babamın dükkânıydı. O manifatura, tuhafiye işi yapardı. Ben ise kitap kırtasiye işleri yapardım. Cumhurbaşkanımız da gençliğinde benim müşterilerimden biriydi. Yukardaki okuldan gelirler, kitaplarını alırlardı. Bir süre önce yaptığı bir konuşmada da çocuklara okullarda kitap dağıtıldığını, kendilerinin gençken kitapçıdan kitap aldıklarını, alışveriş yaptıkları bir kırtasiyenin kendisine kitap ayırdığını anlatmıştı. Dinlerken gülümsedim, çünkü o kırtasiyeci bendim. Ardından dükkânı kahvehaneye çevirdim, bir süre işlettikten sonra da kapattım. Ama hâlâ her sabah gelip burayı açar, çayımı demleyip arkadaşlarımızla gün boyu muhabbet ederiz. Burası Balat’ın sınır noktalarından biridir. Bizim çocukluğumuzda yukarıda Museviler, aşağıda ise Ermeniler otururdu.”

RADYOLARI ÇÖPE GİTMEKTEN KURTARIYORUZ

Balat sokaklarında son bir kez dolaşırken radyo tamircisi tabelasını görünce Refet Yıldırım’ın dükkânına da uğruyoruz. Refet Bey, İstanbul’un nadir radyo tamircilerinden biri olarak bize şunları aktarıyor: “Bu dükkân 13 yıldır açık ama ağabeyim ve ben doğma büyüme Fatihliyiz. Bu iş aslında koleksiyon merakıyla başladı. Sonra radyo tamirciliği de işin içine girdi. Şu an İstanbul’un nadir radyo tamircilerinden biriyiz. Burada gördüğünüz radyolar genellikle türünün son örneklerinden oluşuyor. 1920’lerden 30’lardan kalan ama çalışır vaziyette olan radyolar bunlar. Burada hem radyo topluyoruz hem de tamiratını yapıp çalışır vaziyette satışını yapıyoruz. Bu radyoların FM dönüşümünü de yapıyoruz. Doğrusu bu güzel makinaları çöpe gitmekten kurtarmak bizi gerçekten mutlu ediyor.”

Start typing and press Enter to search