Yılmaz Özbek

ÇAĞININ ÖTESİNDE BİR YAZI USTASI YILMAZ ÖZBEK

Fatma Karaca Meşe

Yılmaz Özbek; bir yazı ustası,  grafik ve kaligrafi sanatçısı. Aynı zamanda tutkulu bir filatelist. Onu akranlarından ayıran özelliği kûfi yazıyı Latin harflerine uyarlaması. Büyük hattat, kaligraf ve cilt sanatkârımız Emin Barın’ın öğrencisi. Yine kendisi gibi Barın’ın öğrencisi olan Savaş Çevik, Etem Çalışkan, İlhami Turan ve İslam Seçen’le birlikte “Beşi Bir Yerdeler” diye anılıyorlar. Özbek, 1987 yılında henüz genç denilebilecek bir yaşta, yani 51 yaşındayken hayatını kaybetti. 

Türkiye’nin önemli hattatlarından Prof. Dr. Emin Barın, Yılmaz Özbek’in Güzel Sanatlar Fakültesine geldiği günleri şöyle anlatıyor;

 1953 yılından atölyeme gelen Yılmaz, daha ilk gün kalem tutuşuyla kendini gösterdi. Çok kıvrak ve hareketli bir bileği, kendine özgü bir yazı stili vardır. Onun yazısını nerede olsa tanırım. Konkur sınavında, Yahya Kemal’in on şiirinden oluşan bir kitabı elle yazarak mezun oldu. Hiç unutamayacağım bir de olayı vardır: Bir gün sınıfa yazmaları için Fuzuli’den beşer dizelik kıtalar halinde beş kıtalı bir şiir verdim. Herkes en beğendiği iki kıtayı seçip yazacaktı. Süre dolduğunda kâğıtları topladım. Öğrencilerin iki ya da üç kıtayı ancak yazabildikleri süre içinde, Yılmaz beş kıtayı birden bitirmiş, mükemmel bir yazı halinde getirmişti. Yazıya bu kadar yetenekli bir başka öğrencim olmamıştır.

Yılmaz Özbek iki yıl hukuk okuduktan sonra tıbbiyede okuyan kardeşinin eğitim masraflarına katkı sağlamak için çalışmaya başlayarak fakülteye ara verir. Sonra eğitimine devam etme kararı alır, ancak hukuk okumaktan vazgeçerek Güzel Sanatlar Akademisi’nin sınavına girer. Üç yüz kişi arasından sınavı kazanan 27 kişi arasında o da vardır. 1960 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yazı ve Cilt Bölümü’nden mezun olur.  Öğrenimi süresince Emin Barın Atölyesi’ne devam eden Özbek kaligrafi konusunda uzmanlaşır, bir yandan da dönemin en önemli reklam ajanslarından biri olan Manajans’da sanat yönetmeni olarak çalışır. Bu dönemde hobi olarak başladığı kûfi yazıyı Latin harflerine uyarlayarak eserler üretmeye başlar. Bu işi o kadar sever ki ajanstan geriye kalan zamanını, hafta sonlarını evinin bodrum katında oluşturduğu atölyesinde çalışarak geçirir. Kaligrafi eserleri ile ilk sergisini İstanbul’da Nişantaşı Akbank Sanat Galerisi’nde ve devamında İstanbul, Konya, Ankara, İzmir, Bursa gibi birçok şehirde kişisel sergiler açar. 

Yılmaz Özbek, sanatçıların; çıraklık, kalfalık ve ustalığı içeren üç aşamalı bir yaşam sürmesi gerektiğine inanırdı. Ona göre, ustalık derecesine erişmek için sanatçı kendini devamlı yenilemek zorundaydı. Özbek, gerçekten duymayan, görmeyen, derinden hissetmeyen kişilerin güzel yazı yazamayacağına inanırdı. Yazma yeteneğini estetik yaklaşımıyla birleştiren sanatçı, duygularını eserlerine yansıtmayı başarabilen bir sanatçı olmuştur. 

Çalışmalarında eski yazının motif hazinesinden yararlanan Özbek, kaligrafi ve hat sanatı arasında bir köprü kurmak gerektiğini savunuyordu: 

Eşsiz bir şey yapmak istiyorum. Yeni yazıyı camilerimize sokmak istiyorum. Camilerde bir ayetin hem Arapçası olsun hem de yanında Türkçesi olsun… Kişi dua ederken okuduğunu, söylediğini anlasın istiyorum. Camilere hayranım. İçeri girdiniz mi hat sanatının ürünleri ile süslü kuşaklar görüyorsunuz her yerde.  Ama eski yazı bilmiyorsak nasıl anlayacağız söylenenleri? Ben oraya yeni yazıyla bir kuşak yazmak istiyorum. Benim yaptığım kûfi yazının Latin harflere adaptasyonu. Neden kûfi derseniz; geometrik olduğu için modern bir hava taşır, sadeliği de şimdiki yaşama daha uygun.

Yılmaz Özbek kaleminde Türk ozanlarının mısraları

“Bir gün gelir de unuturmuş insan / En sevdiği hatıraları bile / Bari sen her gece yorgun sesiyle / Saat on ikiyi vurduğu zaman / Beni unutma  / …” dizeleriyle devam eden Ümit Yaşar Oğuzcan’ın Beni Unutma şirini,

Haydi Abbas, vakit tamam / Akşam diyordun işte oldu akşam./ Kur bakalım çilingir soframızı; Dinsin artık bu kalp ağrısı / …” dizeleriyle devam eden Cahit Sıtkı Tarancı’nın Abbas şiirini,

Bütün sevgileri atıp içimden,/ Varlığımı yalnız ona verdim ben./ Elverir ki bir gün bana, derinden,/ Ta derinden, bir gün bana ‘Gel’ desin.” diyen Ahmet Kutsi Tecer’in Neredesin şiirini,

“Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında…” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Ne İçindeyim Zamanın şiirini,

Ahmet Muhip Dıranas’ın ünlü Fahriye Abla şiirini öyle bir yazdı ki her gören o tablolara sahip olmak istedi. Ardından Faruk Nafız Çamlıbel, Mehmet Emin Yurdakul, Yahya Kemal, Ziya Osman Saba ve Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Yunus Emre, Dadaloğlu şiirlerini yazdı. Bu eserlerin olduğu özel sergiler açtı. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın tasarımını Füreya Koral’ın yaptığı mezar taşının kitabesini de Özbek yazdı. 

Pul Tasarımcısı ve Koleksiyoneri

Yılmaz Özbek, hem pul koleksiyoneri hem de pul tasarımcısıydı. Ajansta çalıştığı dönemde birçok pul tasarımı yaptı.  1976 Montreal Olimpiyatları anma serisi yarışmasında 600 kuruşluk pul tasarımıyla birinci, 1979 Dünya Çocuk Yılı ek değerli anma serisi yarışmasında ikinci oldu. Yine ödül aldığı pul tasarımları arasında Kızılay’ın 100. Yıl pulları da yer alıyor.  

Teknolojik gelişmelerle birlikte tasarım ve özellikle çoğaltım işi kolaylaşmış, bilinirlik ve farkındalık artıp pulla ilgili koleksiyonculuk faaliyetleri hız kazanınca Özbek, pul merakına koleksiyoner olarak devam etti. Özbek’in koleksiyonunda Masaccio, Michelangelo, Buonarotti, Giorgione, Leonardo Da Vinci, Albert Dürer, Raffaello Sanzio gibi sanatçılar için tasarlanmış pullar yer alıyor. Özbek, bu değerli pulları kendi yine kendi el yazısıyla tasarladığı kitabında sergiliyor. Yılmaz Özbek’in koleksiyoner ve sanatçı kimliğini bir araya getirdiği bu eserde Rönesans ve sonrası ressamları ve sanat akımları hakkında bilgiler de bulunuyor. 

Kadırga Sanat’ta Yılmaz Özbek Eserleri Sanatsever ile Buluşuyor

Uluslararası yazı kültürünün tanıtımı için çalışmalarına devam eden Kaligrafist’in kurucusu ve Kadırga Sanat Galerileri Kaligrafi dersinin eğitmeni Erhan Olcay, 2017 yılından beri “Yılmaz Özbek” projesi üzerine çalışıyor. 

-Yılmaz Özbek sergisini görmek için Kadırga Sanat Galerileri’ne gelenleri neler bekliyor? Ne tarz eserler ile karşılaşacağız?

Yılmaz Özbek sergisi Latin kaligrafisi adına Türkiye’de önemli bir dönüm noktası olacak. Yakın geçmişimizde kaligrafiyi çok ileri boyutlara taşımış, eserlerinde Türk motifleri kullanmış ve yaptığı işleri camilerde görmek isteyen bir yazı ustasıyla karşı karşıyayız. Zarafetle yazdığı yazıların yanında, grafiksel düzenlemeleri ve resimsel değerleri yüksek eserlerini, kûfi yazının Latin harflerine uyarlanmış işlerini bu sergide izleyebileceğiz. Yılmaz Özbek, bugüne kadar 5-6 işini görebildiğimiz, sadece bu işleriyle bizi kendine hayran bırakan bir yazı ustası. Uzun zamandır izini sürüyorduk. Emin Barın Hoca’nın en iyi yazı öğrencisi olduğunu duyuyorduk fakat Latin kaligrafisi adına ne kadar büyük bir arşivle karşılaşacağımızı bilemiyorduk. Ailesinden ve çeşitli yerlerden eserleri toplarken karşılaştığımız her yazı bizi daha da heyecanlandırdı. Sadece Türkiye Latin kaligrafisi adına değil dünya kaligrafi sanatı için de önemli katkı sağlayacak bir araştırma oldu. Döneminde çağdaş bir yazı ustası tanımı yapılmış bir kaligrafın, bir nakkaş gibi incelikle nakşettiği işlerinin bizlere olduğu gibi sergi izleyicilerine de heyecan ve mutluluk vereceğine eminim.

-Yılmaz Özbek’in kendi tasarladığı kitabın bir hikâyesi var mı? Kitap kimin koleksiyonunda?

Yılmaz Özbek’in kendi tasarladığı bu pul kitabı, onun farklı bir koleksiyoner olduğunu gösteriyor bize. Kitabın içinde sergilenen çok değerli pullarla birlikte, nakış gibi işlenmiş, döneminin çok ilerisinde bir el yazısıyla da karşılaşıyorsunuz. Bunun yanında yine kendi yaptığı süsleme ve desenler de görenleri hayrete düşürecek zariflikte. Bu hem Latin kaligrafisi tarihi hem pul koleksiyonerleri açısından kıymetli bir eser. Ayrıca bu kitapla ilgili başka bir anekdot daha var. Kitabın basılması için Yılmaz Özbek bir sponsorla görüşüyor. Sponsor, Özbek’in elle yaptığı sayfaları inceleyip kitabın elle yapıldığına inanmadığını söylüyor. Bunun üzerine Yılmaz Özbek parmağını yalayıp guajla yaptığı o güzel süslemelerin üstüne sürtüyor. Guaj hâliyle su ile temasında dağılıyor. Böylece eseri eliyle yaptığını kanıtlıyor. O sayfadaki süsleme hâlâ Özbek’in parmağıyla bozduğu şekliyle duruyor. Ne var ki tamamlanamamış ve kitap olarak basılamamış bu eser şu an Özbek ailesinin koleksiyonunda. Tıpkıbasımını yapabilmek için Fatih Belediyesi’yle bir çalışma yürütüyoruz. Bunun için de öncelikle aileye ve değerli başkanımız M. Ergün Turan’a teşekkür ediyoruz.

-Yazı sanatının büyük üstatlarından Özbek hakkında yapılan arşiv çalışması ne kadar zamandır sürüyor?

2017 yılında ilk Kaligrafist sergisinde Yılmaz hocanın üç eserini sergileme ve ailesi ile tanışma şansımız olmuştu. O zaman Yılmaz Özbek ile ilgili bir sergi yapma fikrimi ve bu serginin mutlaka bir katalog ile taçlandırılması gerektiğini belirtmiştim. Aileden de onayı alınca hemen hazırlıklara başladım. Ama bu aşamada başvurduğumuz yerlerden maalesef gerekli desteği alamadık ve projemiz uzun süre kâğıt üstünde kaldı. Araya pandemi de girince bugüne kadar geldik. Fatih Belediyesi’ne bu düşüncemi dile getirdiğimde sergi küratörümüz Fatih Ömeroğlu konuyla yakından ilgilendi. Emekleri için kendisine çok teşekkür ederim. Alt yapısı 5 yıl öncesine dayandığı için Kaligrafist ekibi olarak işe koyulmaya hazırdık. Yılmaz Özbek’in vefatından önce ilki 1981’de olmak üzere 6 ve vefatından sonra da 1 kişisel sergisi sergisi düzenlenmişti. Maalesef hiçbirinde katalog basılmamış ve eserler kayıt altına alınamamış. İşte bu yüzden Fatih Belediyesi’nin yapacağı sergi Türkiye Latin kaligrafisi açısından büyük önem arz ediyor. 

Keşke katalog daha önce yapılabilseydi. Bunu kaligrafi dünyasında kendini geliştirmek isteyen herkes için isterdim. Çağdaşlarıyla karşılaştırdığımızda büyük usta Hermann Zapf ile kıyaslanabilecek kadar usta, çağının ötesinde yazılar yazan bir kaligraf Yılmaz Özbek… Bunların hepsini düşündüğümüzde yazı kültürümüz için tarihe bir not düştüğümüzden hiç şüphem yok.

Start typing and press Enter to search