LEO LUNATİC

  • Pelin Avcı

Neden kızdığını öğrenince gülümsemesinin çok zor olduğunu anladığım, İstanbul’un birçok sokağında karşımıza çıkabilecek pandanın tasarımcısı, The Guardian okuyucuları tarafından dünyanın en iyi 15 grafiti sanatçısından biri seçilen: Leo Lunatic Eminönü-Galata arası iz bıraktığı duvarları gezerken sokak sanatı hakkında tüm merak ettiklerimizi Leo’yla konuştuk.

 

Nerede büyüdün, grafitiye nasıl başladın?

Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde doğdum. Orada konsoloslukta Türk okulunda okuyordum. Lise döneminde Türkiye’ye kesin dönüş yaptık. Tabii yeni geldiğimiz için fazla arkadaşım yoktu. Ben de resim yapmayı seviyordum. Vaktimin büyük bir kısmını resim yaparak geçiriyordum. Grafitiye 11-12 yaşında izlediğim bir filmin etkisinde kalarak başladım. Street Meet filminde sokak sanatçılarını görmüştüm. İnsanların kâğıt dışında farklı bir zemin kullanmaları ilgimi çekmişti. Trenlere, duvarlara, yakalanması zor olan yerlere resim yapıyorlardı. Onlardan çok etkilendim ve ben de başladım.

Ailen nasıl karşıladı? Sanatla ilgilenmene sevinmişlerdir, fakat bu işin sokakta olmasına tepkileri ne oldu?

Epey bir zorluk çektim. Ağabeylerim çalışıp eve gelirlerdi. Normalde akşam yedi dedin mi herkes evde olurdu. Ben herkesten sonra eve gelirdim. Başta karşı çıktılar. Spreylerimi ve kalemlerimi saklamaya çalıştılar. Ben de okul harçlıklarımla kendimi bir süre idare ettim, bu tutkumu herkesten gizleyerek sürdürdüm.

Gizlilik bu sanatın bir parçası mı?

Evet, kesinlikle. O an yaşadığım adrenalin bu işin olmazsa olmazı. O zamanlar çok zordu. Sağ ve sol olayları hâlâ sürmekteydi. Gerç yaşım küçük olduğu için sağ sol meselelerinden anlamıyordum. Yaptığım işin grafiti olduğunu biliyordum, ancak nasıl yapıldığını bilmiyordum. Sokakta duvarlarını boyadığım insanların, esnafın tepki gösterdiği çok oldu. Aslında sokakta her yerde bir tasarım görüyoruz. Billboard da bence bir grafiti. Onlar da bir duyuru veya reklam için sokakları kullanıyorlar. Sokak sanatçıları da aynı görünürlük derdini taşıyor. Benim amacım boyamak, sokağı renklendirmekti. Duvarlara kendimden bir iz bırakmaktı. Elimden geldiğince buna devam ediyorum. İz bırakmayı seviyorum.

Bu iş için hiç eğitim aldın mı?

Hiç eğitim almadım. Üniversiteye de devam etmedim. Ama üniversitede ders vermemi bile istediler.

Peki ne yaptın?

Ders veremem dedim. Bunun bir dersi yok, sokakta öğreniyorsun çünkü. Kendin yapabilirsin. Kendi stilini kendin oluşturabilirsin. Bu işin kendine ait, özgür bir ruhu var. O ruha sahip değilsen eğitim bir şey ifade etmez.

Yaklaşık 20 yıldır bu sanatı devam ettiriyorsun. İlk zamanlar ile şimdiki zaman arasında nasıl bir fark var? Diğer sokak sanatçıları ile ilişkileriniz nasıl?

İlk zamanlar daha tutucuyduk. Küçük bir kitle vardı. Bazıları grafitinin zorluklarına dayanamadı. Bir de okullu sanatçılar vardı. Daha çok Kadıköy tarafında. Onlar grafitinin sanat olduğunu kabul etmiyorlardı. Çünkü literatürde yeri yoktu. Daha sonra literatüre girince kabul ettiler. Sokaktaki insanların ilgisi artınca bu işi zorluklarından dolayı bırakanlar tekrar yapmaya başladı. Yani popüler olduktan sonra, hatta bu işten para kazanacaklarını anladıktan sonra grafitiye kıymet verdiler. Bu durumdan dolayı sokağın içinden gelenler diğerlerini pek ciddiye alamıyor. Ben hep sokaktaydım, hep sokakta olmayı tercih ettim. Açıkçası bu muhabbetler çok da umurumda değildi. Popüler olmak gibi bir kaygım da hiç olmadı.

Yaptığın grafitinin üstünün boyanmış olduğunu görünce ne hissediyordun?

Bu olası bir şey. Herhangi bir sanatçının tablosunun yırtılması veya satılması gibi. İşte bir sanatçının tablosunu alıyorlar ve bir eve koyuyorlar ya da bir depoya kaldırıyorlar. Ben öyle düşünüyorum. Benim işim de kapanabilir. Sokakta bu devamlı olabilir. Oraya bina yapılabilir ya da bina yıkılabilir. Normal bir durum.

Kızgın Panda ne zaman ortaya çıktı?

Kızgın Panda 2013’te ortaya çıktı. O zamanlar panda haberleri çok çıkıyordu. Nesillerinin tükenmesinde insanların sebep olduğu birçok etken vardı. Çevre kirliliği gibi… Ben de bir karakter yapacaksam bu panda olmalı diye düşündüm. Pandalar çok sevimli. Ancak bize, yani insanoğluna çok kızgın olmalıydılar. İnsanlar sadece pandaların nesillerinin tükenmesine kayıtsız değil, birçok konuda bilinçsiz ve zarar verici. Çevre kirliliğine, orman yangınlarına, küresel ısınmaya… Yani birçok sebebi var kızgınlığının. O yüzden yüzü hiç gülmeyecek gibi. Bu dünyada mutlu olamayacağız, bunu biliyorum, bunun farkındayım o yüzden sanırım hep kızgın kalacak o panda.

İbrahim yerine neden Leo’yu tercih ettin?

Leo’yu tercih etmemin sebebi, akılda kalıcı ve az harfli olmasıydı. Bu önemli, çünkü çabucak yapıp kaçabilmeliydim. Çünkü sokakta yapılan bu işte oldukça kısıtlı bir süre vardır. Bu kısa sürede ne kadar güzel yapabilirsen o kadar iyidir. Leo’yu insanlar kanıksadı, bazen ailem bile bana Leo diye sesleniyor.

Grafiti yapacağın yeri öncesinde gidip tespit ediyor musun?

Genelde doğaçlama oluyor. O an orada ne hissediyorsam o yani. Daha önceden tasarlayarak gittiğim bir yer yok. Ama Panda öyle değil. Panda’yı direkt çiziyorum, tasarlıyorum ona göre buluyorum yeri. Leo’yu yaptığım zaman elimdeki imkânlara göre, tamamen o an elimde ne renk varsa, o an orada hissettiğim şeyi duvara yansıtıyorum.

İstanbul’da iz bırakmadığın bir semt var mıdır?

1-2 semt falan vardır.

Yüksek Kaldırım’dan Eminönü’ne uzanan bir grafiti hikâyesi var. Biraz bahseder misin?

İlk olarak Yüksek Kaldırım’ı boyamaya başladık. Beyoğlu’nda Galata, Galata’dan Karaköy, Karaköy’den Eminönü’ne kadar boyaya boyaya geldik. Bizim yanımızda ağabeylerimiz vardı. Onlar da yol gösteriyordu. Tekinsiz yerleri de boyadık. Şu an insanlar biraz da bu sayede o sokaklarda rahat gezebiliyor. Biz Karaköy’ü renklendirdiğimizde civarda bir tane kafe yoktu. İnsanlar gelip fotoğraf çektirmeye başlayınca orası turistik hâle geldi. Karaköy’ün Karaköy olmasında grafitinin önemi çoktur. İnsanlar renkten korkmuyor. O yüzden güven duygusunu pekiştirmek için sokakları renklendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Hangi ülkelerin duvarlarında senin imzanla karşılaşabiliriz?

Brezilya, Almanya, Rusya, Suudi Arabistan, Hollanda, İspanya, ABD ve Portekiz… Unuttuklarım olabilir.

Suudi Arabistan’a 2017’de gittiğinde yaptığın grafitinin bir anlamı var mı senin için?

Tabii ki. Suudi Arabistan’da kaldığımız zamanlar küçüktüm. Grafitiye yeni başlamıştım, küçük olduğum için de sokağa çıkamazdım. Uzun zaman sonra doğduğum şehre tekrar gittiğimizde duvar boyarken ağabeyim de benimle geldi. Başladığımda hiç destek olmayan ağabeyimin o gün yanımdaydı. Bu duygu benim için paha biçilemez. Doğduğum şehre bir iz bırakmaktan çok mutluyum.

Dünyanın en iyi 15 grafiti sanatçısı arasına girdikten sonra, bu durum işini nasıl etkiledi? Artıları ve eksileri neler?

Artıları şöyle; birçok kişi tanıdı beni. Türkiye’deki dergilere, gazetelere manşet oldu. İşlerim çok kişi tarafından bilindi. Ama bir taraftan da bu diğer sanatçıların pek hoşuna gitmedi. Kıskançlıklar oldu. Kendi kendime de “evet, en iyi 15 arasına girdin ama -ee?” dedim. Güzel fakat geçici. Asıl gaye sürekli daha iyisini üretebilmek.

Dünyada örnek aldığın grafiticiler var mı?

Dünyada örnek aldığım Amok var. O Almanya’da en iyi grafiticilerden biri. Almanya’ya grafiti tarzını öğreten kişi bir Türk. Amok ağabeyi çok seviyorum.

Peki şimdiki hayalin ne?

Hayallerimin çoğunu gerçekleştirdim diyebilirim. Şu anki hayalim yeni hayalimin olması.

En çok tercih ettiğin renkler?

Siyah ve beyaz.

Grafiti dışında ilgilendiğin özel bir şeyler var mı?

Klasik araba koleksiyonum var. Bir de koleksiyon amacıyla eski spreyleri topluyorum.

Sergilerin de yapıldı. Bu, senin görünürlüğün için artı bir durum. Çünkü insanlar sokakta denk gelmedikleri takdirde eserlerini görme şansına sahip değiller. Ama yine de sokaktan galeriye geçmek yaptığın işin ruhuna aykırı değil mi sence?

Evet, aykırı ama bu eserlere sahip olmak isteyen insanlar da var. Aslında ben de bir çelişki içindeyim. Sokakta kalması tabii ki benim açımdan daha iyi, ancak sizin dediğiniz gibi bir durum da var. Böyle olması da üzücü aslında. Dolayısıyla beni çelişkide bırakan bir muamma bu.

Sosyal sorumluluk projelerini hiç katıldın mı?

Evet, Mardin’de bir okul boyadım mesela. Sonra Suriyeli çocuklar için burada Fatih’te bir meydanda İHH ile birlikte savaş çocukları için resim yaptık. Yine, Dünya Su Günü münasebetiyle Gazze için bir etkinlik gerçekleştirdik.

Start typing and press Enter to search