İnsanlık, Bağlılık ve Emanet Hikâyesi “AYLA”

İnsanlık, Bağlılık ve Emanet Hikâyesi 

“AYLA”

Eda Selimoğlu

Ayla, ne zaman konuşmaya başlayacak? Türk askeri peyderpey Kore’den çekilmeye başlayınca Ayla’ya ne olacak? Süleyman Astsubay Ayla’yla Kore’den ayrılabilecek mi? Geri döndüğünde ardında bıraktığı, sevdiğini bulabilecek mi? Tüm bu soruları sormamızın nedeni “emanet” kavramına yaklaşmamızı sağlayan bir hikâye. Bugün Güney Korelilere sorduğunuzda; onlar genellikle Türkleri çok sevdiklerini söyler. Bunun nedeni Kore Savaşı sırasında Türk askerinin onlara sahip çıkışıdır. Bu sahip çıkış, yetim ve öksüz yavruları kendi evlatları gibi sahiplenecek kadardır. 2017 yılında vefat eden Kore gazisi olan Süleyman Dilbirliği ile onun savaş boyunca babalık yaptığı Koreli kız çocuğu Ayla’nın hikâyesi, kültürümüzdeki emanet kavramını da anlatır nitelikte. 

SAVAŞIN İNSANLIK DIŞI YÖNÜNE IŞIK TUTUYOR

Kore Savaşı, insanlık tarihinin karanlık dönemlerinden biridir. Bu zorlu zamanlarda, umut, bağlılık ve emanete sahip çıkma ahlakını hatırlatan bir hikâyeden bahsedeceğiz. Kore Savaşı gazisi Süleyman Dilbirliği ve Ayla’nın hikâyesinden…  Bu hikâyeyi tüm Türkiye’nin öğrenmesini sağlayan Ayla filmi oldu.  Yönetmen Can Ulkay’ın yönetmenliğinde çekilen film seyircilere savaşın insanlık dışı yüzüne ışık tutarken, aynı zamanda insan bağlılığının gücünü de gözler önüne seriyor. 

Film, Kore Savaşı sırasında Türk askeri Süleyman Dilbirliği’nin bir Kore yetimi olan Ayla ile olan dokunaklı ilişkisini anlatıyor. İlk başta bir askeri misyonun parçası olarak karşılaşan Süleyman ve Ayla, zamanla bir baba-kız bağı kuruyor. Bu ilişki, savaşın kaosu içinde bile insanlığın ve sevginin varlığını gösterir.

Ulkay’ın yönetmenliği, filmi sadece bir savaş draması olmaktan çıkarıyor. Savaşın dehşetiyle birlikte, insan ilişkilerinin karmaşıklığını ve duygusallığını ustalıkla işliyor. Oyunculuk performansları da bu etkileyici hikâyeyi daha iyi anlamamızı sağlıyor. İsmail Hacıoğlu’nun canlandırdığı Süleyman Karakteri, izleyiciyi derin duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Kim Seol’un canlandırdığı Ayla karakteriyse izleyicinin kalbini çalıyor ve onun hayatta kalma mücadelesini gözler önüne seriyor.

Duygusal derinliği ve güçlü performanslarıyla, Ayla, sadece bir savaş hikâyesi değil, aynı zamanda insanlık ve bağlılık üzerine derin bir düşünce deneyimi sunuyor. Film, izleyiciyi sadece tarihi bir döneme götürmekle kalmıyor, aynı zamanda insanın en karanlık anlarında bile nasıl umut ve sevgi bulabileceğini hatırlatıyor.

ACIYA RAĞMEN AYAKTA KALDILAR

Özellikle Süleyman Dilbirliği karakterinin üzerinde durmak gerekir. İlk başta sadece askeri bir görev olarak girdiği bu ilişki, zamanla onun için hayati bir anlam kazanır. Ayla, onun için sadece bir yetim değil kendi kızı gibi sevdiği bir emanettir. Bu bağ, savaşın acı gerçeklerine rağmen ayakta kalır ve her iki karakter de birbirine sıkı sıkıya kenetlenir.

Veda zamanı geldiğinde Süleyman, Ayla’yı da yanında götürmek ister fakat bu mümkün değildir. Çünkü yasalar gereği Ayla’nın yurda verilmesi gerekmektedir. Ayrılmak zorunda kalan ve birbirlerini baba kız olarak gören bu iki insan nihayetinde tam 60 yıl sonra bir araya gelebilir. 

Ayla, sadece dramatik sahneleriyle değil, aynı zamanda insani ilişkilerin karmaşıklığını ve derinliği göstermesiyle de etkileyici bir filmdir. Savaşın insanlar üzerindeki psikolojik etkilerini ve sevdiklerini koruma arzusunun insanı nasıl şekillendirdiğini incelerken bu bağlamda, Ayla’nın kendi kimlik arayışı ve Süleyman’ın ona rehberlik etme çabası da filme duygusal bir derinlik katar.

Can Ulkay’ın yönetmenliği ve oyuncuların performansları, izleyiciyi duygusal bir yolculuğa çıkarırken, filmdeki temaları düşünmeye sevk ediyor. Ayla insan bağlılığının ve sevgisinin savaşın dehşeti karşısında bile nasıl ayakta kalabildiğini göstererek, izleyiciyi derinden etkiliyor.

Ayla filminde Türk insanının yapısı sevgi ve meslek aşkı üzerinden verilmiştir. Milliyetçiliğin özünde de olan bu konular filmin ana temasını oluşturmuştur. Ayla’nın olay örgüsünün iskeletini oluşturan milliyetçi temaların sunumunda estetiğin öğeleri filmi keyifle izlenecek bir sanat eseri haline getirmiştir. Ayla filminde tam 67 yıl önce gerçekleşen Kore Savaşı, Türk Toplumunun sosyal yapısını, düşünce sistemini ve kültürel değerlerini tüm dünya ülkelerine göstermiştir. Bu gösterim Ayla filmiyle perçinlenmiş ve dünya kamuoyuna Türk insanının, Türk askerinin mertliğini, de sergilemiştir.

Film milli değerleri, insan sevgisini, kutsal bilinen değerleri ve uğruna mücadele edilecek değerleri göstermesi adına milliyetçi film olarak da kabul edilebilir. Kendine güven, emanete sahip çıkma, sevgi, zorda olana yardım, merhamet, karşılıksız iyilik, Türk insanının mayasında vardır. Bizim toplumumuza ait olan, bizi anlatan bir film olması sebebiyle milliyetçi film sıfatını hak etmektedir. Kore Savaşı’nı ve oradaki Türk birliğinin macerasını yürek ısıtan bir öyküde birleştirerek seyirciye sunma çabasını güden bir filmdir Ayla.

Bugün dünya küçülmüş ve insanlık ile ilgili değerler her yerde ortak değerler hâline gelmiştir. Dünyanın hemen her yerinde bu değerlerin merkezinde çocuk ve çocuklar yer alır. Filmde de savaşın ortasında olup, çocukları baş tacı eden, dili ve dini farklı olan bir ülkenin çocuğunu anlamak, sarmalamak, onun ihtiyaçlarını gidermek, hepsinden önemlisi ona baba olabilmek erdemini gösteren Türk askerinin davranışı seyirci tarafından hem içleri burkan hem de takdirle karşılanan bir davranıştır. Son olarak Süleyman Astbusay’ın verdiği sözü unutmayalım: Babalar evlatları için mücadele eder, onlara verdiği sözler için yaşar!

Start typing and press Enter to search