Emanetin Ehli Mehmet Akif

Emanetin Ehli Mehmet Âkif

Tahsin Yıldırım

Milletleri millet yapan, toplumların birlikteliğinin temel taşı olan manevî değerler toplumu maddî anlamda ileriye götüren maddî kültür unsurları kadar önemli ve değerli olduğundan birer hayat kaynağıdır. İnsanlığın vazgeçilmezi ve ortak değerlerinden biri olan emanete sahip çıkma, emanet duygusunu diri tutma hassasiyeti toplumları ayakta tutan en önemli değerlerdendir.  Emanet, emanete sahip çıkma duygusu; kişiler arasında güvenin, güven duygusunun tesis edilmesine katkı sağladığından toplumların mayası, harcıdır. 

 Tuz Ekmek Hakkı

Toplum hâlinde yaşamanın gereklerinden olan insana saygı duyma, muhatabını anlama çabası ve onlara vefa duyulması komşuların, geniş anlamı ile toplumun sulh ve selamet içinde yaşamasının temel şartlarından biridir. İnsanlar arası ilişkilerde, komşuluk ilişkisinde bir kahvenin kırk yıl hatırı olduğu gibi tuz ekmek hakkı olarak ifade edilen Türk kültüründeki vefa; emanete sahip çıkmayı, onu koruyup kollamayı göstermesi bakımından önemlidir.  Emanete sahip çıkma, kul hakkına riayet, komşuluk hakkını gözetme, Türk kültürünün önemle üzerinde durduğu bu hassasiyetler Türk’ün nesilden nesile aktardığı alamet-i farikasıdır. Türk milletinin asırlar içerisinde gösterdiği örneklerle emanete sahip çıkma anlayışı nerdeyse bir vazife, bir mecburiyet olarak toplumda yer etmiştir.  

 Ahlak Abidesi Âkif

Vatanını, milletini büyük bir aşkla ve samimiyetle seven, dürüst, fedakâr, inançlı bir insan olan Mehmet Âkif Ersoy; bu milletin ruh köküne, manevî ve moral değerlerine bağlı, inanç ve geleneklerini savunan bir münevverdir. Mehmet Âkif şefkat, çalışkanlık, azim, merhamet, kardeşlik, sadakat, kadirşinaslık, muhabbet, vefa, yardımseverlik, hakkaniyet, adalet, fedakârlık, emanete sahip çıkma gibi yüksek hasletleri benimsediği ve yaşamaya çalıştığı İslâm dininin öz cevherinden devşirmiştir. 

Mehmet Âkif hayatı boyunca belli ahlakî prensiplerin adamı olarak yaşamış, dostları arasında her zaman dürüst ve sözüne güvenilir bir insan olarak anılmıştır. Bir karakter âbidesi olan Âkif, eserlerinde olsun, hayatında olsun inandığından başka bir şeyi milletine telkin etmemiş, daima haksızlıkların karşısında olmuştur. Çelik gibi sağlam bir mizaca sahip olan Mehmet Âkif hiç eğilmemiş, hiçbir kuvvet ve menfaat karşısında bir kere bile taviz vermemiş, hayatı boyunca doğru bildiği yoldan geri durmamıştır.  

 O, yazdıklarını ve düşündüklerini hayatında uygulamış, konuşması ile hareketlerinde hiçbir ayrılık görülmemiş bir kimsedir.  Bütün bunlardan dolayı bir karakter abidesi olan Âkif’i anlamak için onun eserleri yanında yaşantısına da bakmak gerekir. Cemal Kuntay, Mehmet Âkif adlı eserinde onun kişiliğini emanete sahip çıkışını, dostluğunu şöyle anlatılmıştır: “Onda ‘bütünlük’ vardı; histeri hâline gelen kininde de; evlâtlık, babalık, kardeşlik kuvvetini alan dostluğunda da ‘bütünlük.’

Dostunu, sevmek kelimesinin noksansız mefhumu ile seviyordu: Öldüğü zaman, düştüğü zaman, dünya aleyhine döndüğü zaman, yanında olmadığı vakit ve sevmeyenlerin yanında bulunsa bile. Dostunun aleyhinde bulunana karşı, bazan, onu müdafaa etmek faziletinden bile mahrum görünmeye katlanıyordu: Müdafaa edip de karşısındakini fazla aleyhtarlığa sevketmesin diye.

Menfaatinizi, ailenizi, sırrınızı, mukaddesatınızı ona emanet edebilirdiniz.”

Emanete sadık kalan, emanete sahip çıkan, alçakgönüllü, merhametli, verdiği sözden dönmeyen, sıkıntılar karşısında her türlü çabayı gösteren Mehmet Âkif Ersoy ülkesini gelecek nesillerden emanet gördüğü için Balkan Savaşları’ndan (1912-1913) Birinci Dünya Savaşı (1914- 1918) ve Millî Mücadele (1919-1923) yıllarının sonuna kadar vatanın kurtuluşu için mücadele etmiştir. Oğlu Emin Ersoy’un ifadesiyle o: Millî Mücadele’nin muazzam bir cihat olduğuna halkı ikna etmiştir. Onun telkinlerinin herkes üzerinde tesir bırakmasıyla gittiği vilâyetlerdeki insanlar harekete geçmiştir. Onu bir kere dinleyen ve eli silâh tutabilen bütün erkekler ailesiyle vedalaşmış, evini, karısını, çocuklarını Allah’a emanet ederek cepheye koşmuştur.

 Bir Vefa Numunesi Mehmet Âkif

İstiklal Marşı şairi Mehmet Âkif’in Baytar Mektebi’nde iken İslimyeli Hasan Tahsin Bey adında bir dostu vardır. Tek kelime ile can kardeşi olan bu iki insan birbirini candan sevmiş ve kardeşlik muhabbetinin en yükseğini bu vesile ile hissetmiştir. Bu dostluğun bir nişanesi olarak Mehmet Âkif, Hasan Tahsin Bey ile karşılıklı bir antlaşma yaparak hayatta kalanın, daha önce kim ölürse onun ailesine bakacağına dair söz vermiştir. Hasan Tahsin Bey Edirne Baytar Müfettişi bulunduğu sırada 1910 yılında vefat edince, Âkif Bey -daima olduğu gibi- sözünde durarak, merhûmun Cevdet, Süheyla, Bedia isimli üç çocuğunun bakımını üzerine almıştır. Mehmet Âkif dostu Hasan Tahsin’i dâima rahmetle yâd edip, manevi kızı Süheyla’ya babası için şunu söylemiştir: “Onu ne kadar sevdiğimi siz takdir edemezsiniz.”

Âkif’in arkadaşının çocuklarına sahip çıkışına şahit olan Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Âkif adlı eserinde bu olaya şahitliğini şöyle anlatmıştır: “Beylerbeyi’ndeki evinde kendi yağıyla kavruluyordu. O sırada, ona her cuma, sabahtan gidiyordum: Kitap okuyorduk. Sabahtan gittiğim için de öğle yemeklerine ondaydım. 

İstifa’dan sonra mazeretler bularak yemeklerden sonra gitmeye başladım: Evin ıstırabı o derece belliydi. 

Bir cuma Âkif’in evinde sekiz çocuk buldum? Teker teker çok sevimli olan çocuklar bir araya gelince ne manzara alırlar, malumdur. Evde sekiz kişilik bir kıyamet kopuyordu. Âkif’in beş çocuğuna katılan bu üç çocuğun komşudan gelmiş ufak misafirler olduğunu zannettim ve ertesi cuma bu çocuk gürültüsüyle artık karşılaşmam sandım. Fakat her cuma sekiz çocukla sofrada aynı kıyamet kopuyordu. Âkif de buna katlanıyordu: Bu üç çocuğun gelişi, Âkif’in çocuklarına da fazla hürriyet vermişti.

Bir cuma, sofada, çocuklardan birinin yanağını, hıncımdan çimdikler gibi sıkarak, Âkif’e sordum:

‘Kim bu yavrular?’ 

Âkif cevap vermedi. 

Odaya girince, bu üç ıstırabını, bu misafir çocuklarını Âkif’e takılarak tebrik ettim. Âkif’in yüzü değişti: ‘Misafir çocukları değil, benim çocuklarım.’ dedi. 

Üç beş haftada üç çocuğu nasıl olurdu? “Hasan Efendi öldü de…” dedi ve bu çocuklar, kim evvel ölürse hayatta olanın bakacağı çocuklardı, rahmetli Hasan Efendi’nin çocukları.

Âkif bu çocuklardan daha güzeldi: Mektepte verdiği sözü hâlâ unutmayan bir çocuk.” M. Ertuğrul Düzdağ’ın Mehmet Âkif Ersoy kitabında yazıldığı üzere Mehmet Âkif Bey’in öz evlatlarından ayırt etmediği manevi evlatları olmuş, onları bağrına basmış, onlara amcalık yaparak her türlü tahsil ve terbiyeleri ile ilgilenmiştir. Bu sâyede İslimyeli Hasan Tahsin Bey’in oğlu Cevdet, Baytar Mektebi’ne girmiş daha talebe iken kıymetli ilmî, fennî makaleleriyle temayüz etmiştir. M. Ertuğrul Düzdağ, Mehmet Âkif Ersoy kitabına göre Cevdet’in Baytar Mektebi’nin ikinci sınıfında iken pek genç yaşında vakitsiz ölümü Mehmet Âkif’i çok müteessir etmiştir.  Onun vefatında Âkif duygularını şöyle ifade etmiştir: “Meslek-i ilmîsindeki kudretinden, mesaisinden dolayı henüz on yedi yaşlarında iken heyet-i tahririyemiz arasına giren, ilmî, fennî makaleler yazmak suretiyle risâlemize pek kıymetli hizmetlerde, muavenetlerde bulunan zavallı Cevdet’i, vâ-esefâ ki, pek çabuk elimizden kaçırdık. O, bize çok yazılar yazacaktı. O çocuk âlem-i İslâm’a çok hizmetlerde bulunacaktı.

Babası on sene evvel rahmet-i rahmana irtihal ederken oğlunu bana emanet etmişti. Onun için bu çocuğun ne büyük bir sebat ile çalıştığını gözümle görüyor, birkaç sene sonra nasıl yüksek bir ihataya mâlik olacağını da pek emin olarak tahmin ediyordum. Heyhat! Vakitsiz bir ölüm çocuğun o kadar emeklerini, benim o kadar ümitlerimi târümar etti.” 1897 yılında doğup 1914 yılı Mart ayı başlarında vefat eden çok çalışkan ve zeki bir talebe olan bu genç, daha on yedi yaşında “Müntesibîn-i Tıbdan Ahmed Cevdet” imzası ile fennî ve sıhhî makaleler yazmıştır.

Âkif’in sahip çıktığı diğer kardeş Süheyla Karan ise Dârülfünûn’u ikmâl ederek ilim ve irfan neşrine başlamıştır. Emin Ersoy’un Millet dergisinin 25 Mart 1948 tarihli sayısında yer alan “Anlaşıldı Ki Mustafa Sağîr, Bir Hain ve Casustu. Mustafa Kemal Paşa’yı Öldürmek İçin Ankara’ya Gelmişti. Şair Âkif Bir Mektubunu Açınca…” başlıklı hatırasında Mehmet Âkif’in pek samimi dostu Hasan Tahsin Bey kızı olan Süheyla Hanım’ı şöyle tanıtmıştır: “Pederi ölmüş, babam da bu çocuğu evimize almış, onun tahsil ve terbiyesi ile bizzat alakadar olmuş, netice Süheyla ablam Darülmuallimat’ı ikmal ettikten sonra Darülfünun’u dahi bitirmişti. Ben alfabeyi ve ilk tahsilimi ondan öğrendim. (…) Süheyla ablam, babamın manevî evladı, Ankara’da gelin oldu. Babam onu bilahare Balıkesir mebusluğuna seçilen Hayrettin [Karan] Bey’e verdi. (…) Bu kızcağızı küçüklüğümde öz hemşirem sanırdım.”

Mehmet Âkif’in çocuklarının ablası, torunlarının teyzesi olan Süheyla Hanım aile ile ilişkisini her zaman devam ettirmiş, her zaman yanlarında olmuştur. Suat Hanım’ın kızı Selma Hanım’ın nikah şahidi Süheyla Hanım olmuştur. Selma Argon uzun yıllar Süheyla Karan’ı öz teyzesi zannettiğini ifade etmiştir. 

 Âkif’in İzini Takip Eden Ailesi

Sözü, özü bir olan olan Mehmet Âkif ailesinin, milletinin iftiharı olmuş bir kahramandır.  “Babanız size bir şey bıraktı mı?” sualine “Muhteşem bir isim ve gurur. Başka hiçbir şey bırakamazdı. Çünkü bırakılacak bir şeyi yoktu.” diyen Emin Ersoy gibi diğer çocuklar da onun ahlakıyla ahlaklandıklarından emanete hep sahip çıkmışlardır.

Mehmet Âkif’in Darülfünun mezunu kızı Suat Hanım 1906’da doğmuş 29 Şubat 2000’de vefat etmiştir. Baytar Binbaşısı “gösterişli, yapılı, yeşil gözlü” Ahmet Ali Argon Bey’le 1925 yılında evlenmiştir. Ahmet Ali Bey küçük yaşta anne babasını kaybetmiş, ablası ile Trakya Deliorman’dan Bursa’ya yerleşmiştir. Küçük yaşta yetim kalan Ahmet Ali’yi ablası büyütmüştür. Bu evlilikten Fatma Ferda, Selma adlı çocukları olmuştur. Ahmet Ali Bey’in ilk evliliğinden olan Cevat Bey de aileye dahil olmuştur. Hatta bir süre resmi işlemler için Suat Hanım’ın nüfusuna kayıtlı kalmıştır. Mehmet Âkif, kızı Suat Hanım’a yazdığı mektuplarda ona, eşinin ilk evliliğinden olan çocuğu Cevat Beyin Allah’ın bir emaneti olduğu ve ona sahip çıkmalarının gereğini yazmıştır. Ahmet Ali Bey’in ilk evliliğinden Cevat Bey, ailede üvey olarak görülmemiş sahip çıkılmıştır. Cevat Bey, Mehmet Âkif’in torunu Selma Argon tarafından da sitayişle anlatılmıştır.

Mehmet Âkif’in kardeşi Nuriye Hanım, Arif Hikmet [Koyunoğlu] ile evlenmiştir. Çiftin dört yaşında ölen Selma dışındaki tek evlatları Fatma Halet Şaziment Hanım müziğe istidadı olan piyanist Ahmet Fevzi Aslangil ile Ankara’da evlenmiştir. Halet ve Fevzi Aslangil çiftinin çocuğu olmadığı için Şule adında bir kızı evlatlık almış, onu öz evladı gibi yetiştirerek Mehmet Âkif’ten öğrendiklerini uygulayarak emanete sahip çıkmışlardır.

Mehmet Âkif gibi vefalı bir kişi olan damadı Muhittin Akçor, Güllü adlı kızı çocukluğundan almış büyütmüş, evlendirmiş ona sahip çıkmıştır.

 

Start typing and press Enter to search