Suriçi’nde tarih olmuş bir kültür sanat odağı: Fevziye Kıraathanesi

Suriçi’nde tarih olmuş bir kültür sanat odağı: 

Fevziye Kıraathanesi

Can Bulubay

İstanbul’un kalbi diyebileceğimiz Suriçi’nde zamanında var olmuş, İstanbul sakinlerinin birçoğunun bildiği, ancak günümüze ulaşmayan birçok mekân söz konusu. Bunları bazen bir fotoğraf karesinde görerek, bazense bir kitapta rastlayarak hatırlar, kendimizi anılarımız ve bilgilerimizin akışına bırakırız. İstanbul’u muazzam bir dekor olarak kullanan 1963 yapımı James Bond filmi From Russia with Love’ı geçmişte fark etmediğim detaylar yakalama amacıyla yeniden izlerken, İstanbul’un uzun yıllar önce yitirdiği simge bir mekânın eskiden bulunduğu noktayı fark etmem beni bu yazıyı yazmaya, Fevziye Kıraathanesi’nin bilinirliğini naçizane bir katkıyla arttırmaya sevk etti. 

Sean Connery ve Daniela Bianchi’nin başrollerinde oynadığı From Russia With Love filminde İstanbul’un 1963 yılındaki vaziyetini detaylı biçimde inceleme şansına sahibiz. Yerebatan Sarnıcı ve Binbirdirek Sarnıcı, Ayasofya, Sirkeci Garı, Kapalıçarşı, Nuruosmaniye Camii, Şişli Bulgar Eksarhlığı, Zincirli Han, Yedikule Hisarı gibi kentin simge mekânlarının büyüleyici atmosferlerine harika açılarla tanıklık edebiliyoruz. Bu simge mekânların yanı sıra İstanbul’un kara surlarının Edirnekapı tarafındaki bölümünü, bir vapur sahnesinde Dolmabahçe açıklarını, Zeyrek sokaklarını, Firuz Ağa Camii yönünden Sultanahmet Meydanı’nı, Soğukçeşme Sokağı’nı, Haliç’i, bir önceki Galata Köprüsü’nü de geniş açılarla görebiliyor, kentteki değişimleri fark edebiliyoruz. Tüm bunlar filmi pürdikkat seyretmeyi sağlıyor olsa da yerimde doğrulmamı sağlayan ise bir gece çekimindeki noktanın neresi olduğunu ve kadrajın ortasındaki (Görsel 1) yapının önünde bir zamanlar hangi simge mekânın olduğunu hatırlamamdı. 

Görsel 1: Fevziye Kıraathanesi’nin eskiden bulunduğu alan, From Russia With Love.

Görsel 2: Sean Connery, Damat İbrahim Paşa Sebili ve Çeşmesi’nin önünde, From Russia With Love.

Karakterlerin bulunduğu noktanın günümüzde Şehzadebaşı Caddesi ile Dede Efendi Caddesi’nin kesişiminde bulunan Damat İbrahim Paşa Külliyesi’nin çeşmesi ve sebilinin önü olduğunu hemen anlayabiliyoruz (Görsel 2). Kameranın konumlandırıldığı noktadan bugün bakarsak caddenin karşı tarafındaki yapıların tamamen değiştiğini, sebil ve çeşmenin 30-40 cm yükselen zemin nedeniyle fark edilir ölçüde gömülü kaldığını görürüz. Karşıda büyük bir film afişiyle kaplı olan ahşap konak, konak ile cadde arasındaki boşluk ve caddenin yarısı ise yazımızın konusunu oluşturan Fevziye Kıraathanesi’nin geçmişte bulunduğu yeri teşkil ediyor. 

Fevziye Kıraathanesi’nin bulunduğu yer geçmişte Direklerarası olarak anılmış, birçok edebi esere konu edilmiş, başta Ramazan ayları olmak üzere her daim İstanbul’un eğlence yaşamının en önemli muhitlerinden olmuş, tiyatro vb. birçok gösterinin yapıldığı, faytonların caddeyi tıkadığı, bir nevi “piyasa mahalli” [1] popülerliğinde bir yerdi. Fevziye Kıraathanesi de Direklerarası’nın en önemli mekânlarındandı. Kıraathane, Damat İbrahim Paşa Sebili’nin karşısında bulunan ve 1914’te tramvay çalışmaları nedeniyle kaldırılarak Şehzade Camii’nin haziresine taşınan Osman Baba Türbesi’nin [2] (Görsel 3 ve 4’te soldaki demir kafesli türbe) hemen arkasında, Şehzadebaşı Caddesi ile Fevziye Caddesi’nin kesiştiği nokta bulunurdu. Ne zaman kurulduğu bilinmeyen mekân, en parlak zamanlarını 1885-1900 yılları arasında, Sultan II. Abdülhamid devrine tekabül eden dilimde yaşamıştır. 

Görsel 3: Osman Baba Türbesi ve Damat İbrahim Paşa Sebili, Revnakoğlu’nun İstanbul’u.

Görsel 4: Osman Baba Türbesi ve Damat İbrahim Paşa Sebili, Revnakoğlu’nun İstanbul’u.

Bir Osmanlı generali olan ve matematik konusundaki yetkinliğiyle bilinen Vidinli Tevfik Paşa’nın konağı (Görsel 5 ve 6) (sonradan Leyli Tıp Talebe Yurdu olarak kullanılmıştır) ile cadde arasında bulunan ve 1934 tarihli Pervititch haritası paftasında da seçilebilen (Görsel 7) boşlukta konumlanan kıraathane, 150 kişilik bir kapasiteye sahipti. “Kibar ve münevver” bir müşteri profiline sahip olan kıraathanede kentin en seçkin sanatçılarının katıldığı musiki akşamları düzenlenirdi. Kemençeci Vasilaki, Kemanî Memduh Efendi gibi isimlerin ön planda olduğu akşamlarda Ortaköylü Musevi Karakaş Efendi, Kara Bogos Ağa, Şemsi Efendi, Lavtacı Övrik Efendi, Tanburi Cemil Bey, Ali Rifat Bey, Rauf Yekta Bey, Şekerci Cemil Bey, Tatyos Efendi gibi sanatçılar da bulunduğu biliniyor ki bu da Fevziye fasıllarının ne denli meşhur olduğunu gösterir nitelikte bir bilgi. Mekânda içecek olarak ise yalnızca kahve, çay ve şurup ikram edilirmiş [3]. Fasılların dört saat sürdüğü ve yalnız iki makam üzerine düzenlendiği kıraathanede fasıl esnasında çıt çıkmazmış. Delikanlılık dönemlerinde kıraathaneye sık gitmiş olan Ahmet Rasim, burada fasılın “adabı ile, eller dizde, hareketsiz, en ufak fısıltı olmadan” dinlendiğini belirtmiş [4]. Anılarında Tatyos Efendi’nin adını öne çıkaran Ahmet Rasim, kendisinin musikimize büyük hizmetlerde bulunduğuna, o zamanlar makbul olan Peşrev ve Semaide seçkin eserler verdiğine değinmiş [5]. Bir zamanlar adeta “İstanbul’un Darülelhan’ı” olduğu [6] söylenen Fevziye Kıraathanesi’ndeki fasılların kış müşterileri arasında devlet ricalinden önemli isimlerin bulunduğu da biliniyor [7]. Yine Ahmet Rasim’in anılarında belirttiğine göre Sultan Abdülhamid, Ramazan ayında Hırka-i Saadet dairesi ziyaretinden sonra Fevziye Kıraathanesi ve diğer mekânların önünden arabasıyla birlikte geçermiş. Tiyatro, karagöz, meddah, kukla gibi gösterilerin de sergilendiği Fevziye Kıraathanesi’nın devamlı ziyaretçileri arasında Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Rasim, Mehmed Celal, Ahmet İhsan Tokgöz gibi isimler yer almış, eserlerinde kıraathanenin bahsini geçirmişlerdir [8]. 

Görsel 5: Vidinli Tevfik Paşa Konağı’nın girişi, From Russia With Love.

Görsel 6: Vidinli Tevfik Paşa Konağı, From Russia With Love.

Görsel 7: Pervititch haritasında Fevziye Kıraathanesi (“ex-Cine” yazılı alan), Fatih Belediyesi Coğrafi Bilgi Sistemi.

Fevziye Kıraathanesi’nin popülerliğini artıran bir önemli detay ise özellikle İkinci Meşrutiyet döneminde yoğunlaşacak şekilde mekânda düzenlenmiş olan konferanslar ve siyasi içerikli konuşmalardır. Meclis-i Mebusan, siyasi örgütlenmeler, cemiyet ve dernekler ile basının yanı sıra kıraathaneler de o dönemde insanların toplanma ve konuşma mekânları olagelmiş, Fevziye Kıraathanesi de bu dönemde yoğun ilgi görmüştür. Arminius Vambery’nin “Orta Asya’daki Türkler” konulu konuşması, 1911 yılında Yusuf Akçura’nın “Türklerin Medeniyete Yaptıkları Hizmetler” üzerine yaptığı konuşma [9], Prens Sebahattin’in Hüseyin Cahit’e cevaben 1909 yılında yaptığı konuşma [10], Ahmet Mithat Efendi’nin Türklük üzerine verdiği ve Refi Cevad Ulunay, Ziya Gökalp ve Necip Asım’ın yerinde dinlediği konuşma [11], bu dönemde yapılmış olup birçok kaynakta bahsedilen konuşmalardan yalnızca birkaçıdır.

Fevziye Kıraathanesi’nin musiki, edebiyat ve siyaset alanında kapladığı yerin yanında bir de sinema tarihimiz açısından taşıdığı önem söz konusudur. Bilindiği üzere İstanbul’da sinemanın ilk kamusal sunumu, Beyoğlu’nun Galatasaray semtinde, Avrupa Pasajı’nın karşısındaki binada faaliyet göstermiş olan Sponeck Birahanesi’nde, Sigmund Weinberg’in düzenlediği ve Lumière Kardeşler’in Bir Trenin La Ciotat Garı’na Girişi isimli filmini seyirciyle buluşturmasıyla gerçekleşmiştir [12]. İstanbul’un gayrimüslim nüfusunun yoğun olduğu Pera bölgesinde gerçekleşen bu gösterimden sonra sinemanın Türk ve Müslüman kesimin yoğun olduğu Suriçi bölgesine geçişi ise 9 Şubat 1897’de Fevziye Kıraathanesi’nde gerçekleşmiştir. Henri Delavallée tarafından organize edilen bu gösterimde Direklerarası’nın Ramazan ayındaki yoğunluğu ve dolayısıyla etkinliğin insanların ilgisini çekmesinin kolay oluşu önemli bir faktör olmuştur. İlk dönemlerde bir kesim tarafından günah ve ayıp olarak addedilen sinemanın muhafazakâr kesimin yoğun olduğu ve geleneksel ortaoyunu, karagöz, tuluat gibi sanatların başı çektiği bir bölgede kısa sürede benimsenmesi, çarpıcı bir durum ortaya koymuştur [13]. 

Fevziye Kıraathanesi’nde sinema gösterimleri bu ilk girişimler sonrasında da sürmüş, iftar sonrasındaki geleneksel ramazan eğlencelerinin akışına sinema da dâhil edilmiştir [14]. O dönemde mekândaki film gösterimlerinin duyurulduğu çok sayıda gazete ilanı da verilmiştir. Bunlardan iki tanesi şu şekildedir: “Şehzadebaşı’nda kâin Fevziye Kıraathanesi’nde Belçika’dan şehrimize gelmiş olan Sinematograf Kumpanyası tarafından her gece menâzır-ı latîfe irâe edilmektedir, ayrıca kanto ve düetto” (1 Ekim 1909) ve “Yazıları Türkçe sinematograf. Bu kere Pathe Freres Fabrikası’na sipariş edilen gayet cesim kordelalar Şehzadebaşı’ndaki Fevziye Kıraathanesi’nde her gece gösterilmektedir. Fiyatlar 1 ve 3 kuruştur” (20 Aralık 1911) [15].

Fevziye Kıraathanesi Birinci Dünya Savaşı esnasında kapandıktan kısa süre sonra yapılan düzenlemelerle birlikte, Cevat ve Murat Boyer kardeşler tarafından, 16 Mart 1914’te, Beyoğlu’ndaki sinemalardan ilham alınarak koyulduğu tahmin edilen ismiyle Emperyal Sineması olarak açılmıştır [16]. Kıraathanenin onarılması, kadınların ve erkeklerin ayrı oturmasını sağlayacak şekilde tahta bir perdeyle ikiye bölünmesi suretiyle oluşturulan salonun loca benzeri bir bölümünde keman ve piyano ile filmdeki görüntülere eşlik eden bir müzik de icra edilirmiş [17]. Emperyal Sineması, 1914’te Milli Sinema, 1919’da Güneş Sineması, 1924’te Felek Sineması, 1930’da Türk Sineması (Türk Salonu) adlarını almış, 1930’lu yılların sonrasına doğru yeniden bir sinema yapılmak üzere yıkılmış, ancak sonra izin alınamayınca uzun süre boş bir arsa olarak kalmıştır. 1958 yılında ise yol genişletme çalışmaları esnasında bu alanın üzerinden yol geçirilmiş, mekân tarihe karışmıştır [18]. 

İstanbul, gördüğünüz üzere tek bir parselinde dahi kentin toplumsal, kültürel, mekânsal tarihi bakımından nice hikâyeler barındıran bir kent. Bir film karesinde gözümüze çarpan bir noktanın aslında geçmişte ne denli önemli bir mekân olabildiğini Fevziye Kıraathanesi örneğinde bir kez daha görmüş olduk. Şehzadebaşı ve Direklerarası günümüzde ne yazık ki dokusunu tamamen yitirmiş durumda. Bu noktada İstanbul araştırmacılarına düşen ise kıyıda köşede kalmış hikâyeleri kentin sakinlerine anlatmak ve toplum ile kentin belleğini sürekli kılarak geleceğe aktarmak.

 

[1] Sadun Aksüt, İstanbul’da Eğlence Hayatı, İnkılap Kitabevi, 2017, s. 32.

[2] Mustafa Koç, Revnakoğlu’nun İstanbul’u, Fatih Belediyesi Kültür Yayınları, 2021, Cilt: 4, s. 1552.

[3] Reşad Mimaroğlu, “Fevziye Kıraathanesi”, İstanbul Ansiklopedisi, Reşad Ekrem Koçu, Cilt: 10, s. 5727.

[4] Salah Birsel, Kahveler Kitabı, Sel Yayıncılık, 2014, s. 124.

[5] Ahmet Rasim, Ramazan Sohbetleri, Kervan Yayınları, s. 130.

[6] Necdet Sakaoğlu ve Nuri Akbayar, Osmanlı’dan Günümüze İstanbul’da Eğlence Yaşamı, Denizbank, 1999, s.220.

[7] Gökhan Akçura, İstanbul Şarkıları, Oğlak Yayıncılık, 2019, s. 11.

[8] Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Cilt: 3, s. 308.

[9] François Georgeon, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde İstanbul Kahvehaneleri”, Doğu’da Kahve ve Kahvehaneler, Héléné Desmet-Grégoiré ve François Georgeon (Ed.), Yapı Kredi Yayınları, 1999, s. 72-77.

[10] Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken Yayınları, 1979, s. 333.

[11] Birsel, s. 126-127.

[12] Giovanni Scognamillo, Türk Sinema Tarihi, Kabalcı Yayınevi, 1998, s. 16.

[13] Burçak Evren, “Müslman Mahallesinde Film Göstermek”, Cinebelge, Sayı: 1, 2015, TÜRVAK Kültür Yayınları, s. 32-35.

[14] Nezih Erdoğan, Sinemanın İstanbul’da İlk Yılları, İletişim Yayınları, 2017, s. 77.

[15] Koç, s. 1559.

[16] Mustafa Gökmen, Eski İstanbul Sinemaları, İstanbul Kitaplığı Yayınları, 1991, s. 11. 

[17] Burhan Arpad, https://core.ac.uk/download/pdf/38311727.pdf 

[18] Evren, s. 36.

 

Start typing and press Enter to search