DÜNDEN BUGÜNE SEYAHAT YAZILARI

DÜNDEN BUGÜNE SEYAHAT YAZILARI

  • Erkan Araz

Gezmek, keşfetmek her yönüyle insanın durduramadığı bir dürtü olsa gerek. 

“Bilme isteği”nin tetiklediği bu dürtünün peşinden gitmek isteriz her zaman.  

Olay ufkumuzun dışına çıkmak, yeni şeyler öğrenmekle eş değerdir çünkü. 

Bilinmeze duyulan merak ve peşine düşülen hayaller…

Antik dünyadan günümüze bu uğurda nice insan; yabancı olana ulaşıp onu artık tanınan, bilinen yapmak için bazen bedeli çok ağır olan yollardan geçti. 

Tarihin ilk gezginleri bilincimizdeki haritaları dokuyan, onları varsıllaştıran kişilerdir. 

İnsan yaşamının her yönüyle kayıt altına alınmasını sağlayan yazının icadıyla birlikte, insan gördüğünü, duyduğunu ve düşündüğü şeyleri ölümsüzleştirme olanağı bulmuştur.

Yazıyla birlikte her toplum için gezilen yeni coğrafyaların belirgin özelliklerini not etme ihtiyacı da beraberinde gelişmiştir. Bu ihtiyaç, herhangi bir gezginin gördüklerini kendi özgün üslubuyla anlattığı bir tür olan seyahatnamelerin doğmasına yol açmıştır.

Eskiden gezip gören insanlara seyyah, yazdıklarına da seyahatname denirdi. Bugün gezen gören kişilere gezgin, onların yazılarına ise gezi yazıları diyoruz.

Adına ne dersek diyelim yazarın büyük bir dikkatle yeni yerlerin maddi ve manevi özelliklerini, yaşantılarının özgün yönlerini içten ve anlaşılır bir dille anlatması beklenir. 

Gezi yazıları bugün edebiyatın bir alt kolu olarak sınıflandırılsa da gerçekte tarih, coğrafya, toplum bilimi vb. bakımından yararlı birçok kaynak sunar. 

Yazının dışında başka bir kayıt yöntemi bulunmadığı yıllardaki seyyahların yazıları için bugünün belgeselleri benzetmesi yapılabilir. 

Ancak seyahatnamelerin içerdiği her bilgiyi kesin olarak doğru kabul edemeyiz. Bunların yazarın kendi bakış açısıyla oluşturduğu metinler olduğunu unutmamalıyız. Sonuçta her yazar, anlatmak istediği şeyin ilgi çekici olmasını ister ve bu yüzden kendinden bir şeyler ekler ya da çıkartır. Ama genel hatlarıyla kaydın tutulduğu dönem hakkında geniş bilgiler verir. 

Eski seyyahlar ait oldukları dönemde farklı kültürler arasında çeşitli bağlar kurulmasına da vesile olmuşlardır. Örneğin ilk gezginlerden biri olarak kabul edilen Çinli Xuan Zang (MS 602-MS 664), Hindistan ile Çin arasındaki etkileşime olumlu katkılar sağlamıştır. Özellikle Hindistan’a yaptığı 17 yıllık gezisiyle tanınan seyyahın ülkesine geri döndüğünde yanında 657 Sanskritçe metin getirdiği söylenir. İmparatorun da desteğiyle, Chang’an’da (bugünkü Xi’an) büyük bir çeviri bürosu kurar. Burada 1330 civarı fasikülün Çinceye çevirdiği rivayet edilir. Xuan Zang, dönemi açısından düşünüldüğünde oldukça büyük bir kaynak oluşturmayı başarmış bir kişidir. 

Bir diğer örnek, Uzak Doğu ve Asya’nın bilinmez dünyasını Avrupa’ya açan Marco Polo’dur (1254-1324). 1300’lerde yayımlanan seyahatnamesi, Venedik’ten Asya’ya, Asya’dan tekrar Venedik’e yaptığı 24 yıllık bir yolculuğu kapsar. Ünlü kâşif ve tüccar Niccolo Polo’nun oğludur. Papa IX. Gregorius, babası ile amcasını Kubilay Han’a mektup göndermekle görevlendirdiğinde onların ekibine katılan Marco Polo, bu vesileyle Anadolu’yu, Mezopotamya’yı, İran’ı, Türkistan’ı, Pamir Dağları’nı, Gobi Çölü’nü ve Çin’i dolaşmıştır. 

Kitap babası ve amcasının Prens Berke Han’ın yaşadığı Bolghar’a seyahatinin anlatılması ile başlar. Daha sonra Ukek’e ve Buhara’ya ulaşmışlardır. 1266 yılında günümüzde Pekin olan Dadu’da bulunan Kubilay Han’ın karargâhına ulaşırlar. Daha önce Avrupalılar ile tanışmamış olan Kubilay Han onları iyi bir şekilde ağırlar. Onlardan Avrupa’nın hukuki ve siyasi yapısına ilişkin önemli bilgiler edinir. Aynı şekilde Marco Polo aracılığıyla da Avrupa ahalisi, uzak Asya hakkında sayısız bilgi edinmiştir. 

İslam dünyası ve Orta Çağ’ın en büyük seyyahı kabul edilen İbn Battuta da (1304-1377), Avrupalılarca çok az bilinen Afrika, Orta Doğu ve Uzak Doğu’ya yolculuklar gerçekleştirmiştir. 28 yıl süren yolculuğunda Mısır, Arap Yarımadası, Irak ve İran coğrafyası, Osmanlı Beyliği, Anadolu’da bulunan diğer beylikleri, Bizans hâkimiyetindeki İstanbul’u, Orta Asya’yı, Hindistan’ı, Maldivler’i, Çin’i ve Endülüs’ü dolaşmıştır. Rıhlet-ü İbn Battûta olarak bilinen seyahatnamesinde açıklayıcı ve betimleyici bir üslupla toplumların yapılarını, inançlarını, geleneklerini, farklı coğrafyaların doğal güzelliklerini ve ürünlerini bizlere aktarmıştır.  

Türk ve dünya tarihinin en önemli gezginlerinden biri olarak kabul gören Evliya Çelebi’yi (1611-1682) hepimiz yakından tanırız.  Fantastik ve muzip bir yazardır. On cildi bulan Seyahatnâme’si 17. yüzyıl nesrinin zirveleri arasındadır yer alır. 

Seyahatnâme Rum, Arap ve Acem’de, İsveç, Leh ve Çek toprakları hakkında geniş bilgiler içerir. Elli bir yıl boyunca gezen, gittiği her yerde notlar tutan, gezdiği mekânları tanıtan, kimlerle görüştüğünü ayrıntılı bir biçimde aktaran Evliya Çelebi, eserinde 147 farklı dilden kelimeye yer verir. Seyahatnâme, günümüzde özellikle sosyal bilimlerde çalışan birçok araştırmacının en önemli başvuru kaynağıdır. 

Burada daha birçok seyyahın ismini sayabiliriz. Hepsi de kendi dönemine ait bilgileri kendi üslubuyla yansıtmıştır. Yazılarında olabildiğince açıklayıcı, betimleyici bir dil kullanmışlardır. Bazısı anlattıklarının inandırıcı olması için gravür çizimlerine başvurmuştur. İmkânı olan bazı gezginlerin, yanlarında gravür sanatçısı götürdüğü de bilinmektedir. 

YENİ NESİL GEZGİNLER

Geçmiş yıllardaki gezi yazıları onlarca yıl harcanan emeğin, çekilen çile ve zorlu koşulların ardından ortaya çıkmış, zamanın imbiğinden süzülerek günümüze yetişmiştir. 

Bugün internet üzerinden tek tıkla ulaştığımız birçok bilginin ham maddesi aslında bu kitaplardaki bilgilerdir. 

Ancak günümüzde gidilmedik yerden ziyade neredeyse girilmedik mağara kalmadığı için bu gibi şeyler sıradan bir hâl aldı. 

Dolayısıyla yeni nesil gezginler daha özel deneyimler yaşamak istiyor. Hâliyle rotalarını yerel yiyecekleri deneyebilecekleri, etnik pazarları keşfedebilecekleri, biyolojik çeşitlilik bakımından zengin ülkelere, şehirlere çeviriyorlar. 

Kimi gezginler yemek kokuları kimileri de tarihî kalıntılar arasında dolaşmayı tercih ediyor. Belirli bir alanda uzmanlaşarak yollarına devam ediyorlar. 

Öte yandan gezginler kitle iletişim araçlarının gücü sayesinde okuyucuyla (artık bunlara takipçi deniliyor) anlık iletişime geçip yaşadıkları deneyimi anında aktarabiliyorlar. Takipçilerinden gelen tepkileri anında değerlendirip reaksiyon gösterebiliyor. Bu sayede insanlar artık bir yere gitmeden de uzak diyarları keşfedebiliyor. Fotoğraf ve video desteğiyle oluşturulan günümüz gezi kayıtlarının anlatım gücü hiç kuşkusuz daha yüksektir. 

Modern seyahatin coğrafyası oldukça genişlemiştir. Modern çağın seyyahı ise artık daha çok turist görünümündedir. 

İster gezgin olalım ister sıradan turist, her zaman içimizdeki o ilkel dürtüyle hareket eder, bilinmeze karşı merak duyarız. İşte bu merak ve keşfetme arzusu içimizi diri tutar. Nedense uzak diyarların hikâyeleri bizi hep heyecanlandırır. 

Bu kötü bir şey mi?

Beyinle ilgili yapılmış bazı araştırmalar, beynin dinlenme biçiminin yeni şeyler görmesiyle ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Bedeninizi yatarak ya da oturarak dinlendirebiliyorsunuz. Ama beyin öyle değil işte. Beynimizin dinlenebilmesi için ona sürekli yeni şeyler göstermemiz gerekiyor.  

Bence hepimizin beyni “dinlenmeyi” hak ediyor. 

Start typing and press Enter to search